Sedat Peker neden BAE'ye gitti?

Sedat Peker yurt dışına ilk olarak çıktığında Ukrayna'ya gitmişti. Türkiye'nin iyi ilişkiler içinde olduğu Ukrayna'da bir yıl kadar kalan Peker daha sonra Balkanlar'a geçti. Burada gidebileceği tüm ülkeler Türkiye'nin kolayca operasyon yapabileceği ülkelerdi.  Son olarak Arnavutluk'tan ayrıldıktan sonra Birleşik Arap Emirlikleri'ne geçtiğini kendisi duyurdu. BAE Türkiye iyi ilişkileri son yollarda sorunlu olan bir ülke. Bir yandan İsrail ve ABD ile açık ittifak halinde olan bu ülke bir yandan da İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Son yıllarda Suudi Arabistan ile birlikte Türkiye'ye karşı ortak politika geliştiren BAE, bir çok uluslararası sorunda Türkiye'nin karşı olduğu politikaları destekliyor. 

Biz de  Google taramasıyla Birleşik Arap Emirlikleri hakkında bilgiler derledik.

Ağustos 2019'da Anadolu Ajansı'da Dr. Necmettin Acar imzasıyla yayınlanan bir makalede Birleşik Arap Emirlikleri ile ilgili şu bilgiler yer alıyor.

"Dubai Modeli"nin oluşumu

1971 yılında Britanya’nın Körfez bölgesinden çekilmesiyle bağımsızlığını kazanan yedi emirliğin birleşmesiyle oluşan BAE, petrol gelirlerinin de katkısıyla 1990’lı yıllardan itibaren göz kamaştırıcı bir ekonomik ivme yakaladı. Turizm, inşaat, finansal hizmetler, lojistik ve liman hizmetleri başta olmak üzere önemli sektörlerde elde ettiği başarılar ülkeyi kısa sürede küresel ekonominin parlayan yıldızı haline getirdi. Genel olarak “rantiyer ekonomiler” olarak tanımlanan hidrokarbon ihracatçısı Körfez ekonomileri arasında en planlı ve sürdürülebilir ekonomiye sahip olan BAE’nin yakaladığı bu ivme, ekonomi literatüründe "Dubai Modeli" kavramıyla ifade edilmeye başlandı. Ülke 1990’lı yılların başından itibaren öyle hızlı bir ekonomik büyüme ivmesi yakaladı ki 1990 yılında 50 milyar dolar olan milli geliri 2014 yılında 400 milyar dolara ulaştı. 2000 yılında 19 bin dolar olan kişi başı milli gelir yüzde 75 artarak 2006 yılında 33 bin 500 dolara yükseldi. Bu haliyle BAE, ekonomilerini petrole bağımlılıktan kurtarmak isteyen Körfez ülkelerine ilham kaynağı oldu. Son dönemde başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin "vizyon" belgelerine yakından bakıldığında BAE’nin tüm bölge ülkeleri için nasıl bir ilham kaynağı olduğu rahat bir şekilde anlaşılabilir.

BAE, 1990’lı yıllardan itibaren yakaladığı ekonomik büyüme ivmesini büyük oranda küresel piyasalarla sağladığı entegrasyona ve küresel ekonomi nezdinde oluşturduğu güven iklimine borçlu. Ülkeye akan doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) büyük oranda bu güvenin bir sonucudur. Ancak Arap Baharı sürecinde BAE’nin yöneldiği iddialı ve müdahaleci dış politika, barındırdığı birtakım sakıncalara ilaveten, öncelikle ülkeye olan bu yatırımcı güvenini tehdit etmekte. Özellikle Yemen’de yürütülen savaşa BAE'nin verdiği güçlü destek, çok hızlı artan savunma harcamaları ve Yemen’de ortaya çıkan insani kriz manzaraları ülkenin dış finansal piyasalar nezdindeki itibarına önemli bir darbe vuruyor. Ayrıca BAE’nin İran gibi Körfez bölgesinin en güçlü askeri endüstriyel kapasitesine sahip ülkesiyle direkt askeri karşıtlığı temel alan ve sıcak çatışmaya dönüşmesi muhtemel bir dış politikayı sürdürme ısrarı 1990’lı yıllardan itibaren ülkenin yakaladığı ekonomik ivmeyi de tehdit etmekte. Özellikle İran'ın Körfez bölgesindeki askeri üstünlüğü, İran destekli Husiler’in elde ettiği balistik füze teknolojisi ve uzun süredir Suudi havaalanlarına yönelik kullanılan bu balistik füzelerin BAE’ye karşı da kullanılma ihtimali “Dubai Modeli” için en büyük tehdidi teşkil ediyor.

BAE’nin Orta Doğu’da kendi lehine politik düzen kurma hayali

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ve 2010 yılında başlayan Arap Baharı süreci Orta Doğu bölgesinin önemli güçleri olan Irak, Mısır, Suriye gibi ülkelerin zayıflayarak bölgesel güç denkleminden çekilmesiyle sonuçlandı. Güç denkleminde kısa sürede yaşanan bu köklü değişimi BAE yönetimi bölgede kendi lehine politik bir düzen oluşturmak için önemli bir fırsat olarak gördü. Bu şekilde otuz yıldır bölgenin ekonomik merkezi konumundaki BAE, Orta Doğu siyasetinde merkezi bir konum elde etmiş olacaktı. Bu süreçte Suudi Arabistan’ı bölgede oluşturmayı düşündüğü politik düzen için önemli bir partner olarak gören BAE, Suudi Arabistan’la birlikte statükocu bir blok oluşturdu. Özellikle Bahreyn’de rejim karşıtı sokak hareketlerinin bastırılmasına, Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarına yönelik askeri darbeye ve Katar’ın bölgede izole edilmesine verdiği destekle BAE, bölge genelinde politik nüfuzunu genişletme çabası içine girdi. 2015 yılında Suudi Arabistan ile birlikte Yemen’e dönük askeri müdahaleye girişmesiyle, BAE’nin müdahaleci politikası zirveye ulaştı.

Arap Baharı sürecinde BAE’nin bölge genelinde politik nüfuzunu artırmaya yönelik müdahaleci ve iddialı dış politikası, büyük oranda 1990’lı yıllardan itibaren yakaladığı ekonomik büyüme ivmesine dayanarak bölgede kendi lehine politik bir düzen kurma çabasından başka bir şey değildi. Bu süreçte BAE yönetimi kendi askeri endüstriyel kapasitesinden ziyade sahip olduğu devasa ekonomik rezervlerine ve küresel ölçekteki bağlantılarına güvendi. Bu ekonomik kaynaklarının, bölgenin önemli askeri kapasiteye sahip güçleri olan Mısır, Pakistan ve Sudan gibi ülkeleri kendi politik düzeni için seferber edebileceğine inandı. Ancak aradan geçen dokuz yıl gösterdi ki "para karşılığı askeri destek satın alma" ya da "çek defteri" politikası BAE’yi, bölgede kendi lehine politik bir düzen kurma hayaline kavuşturmaya yetmedi. Mısır, Pakistan ve Sudan gibi ülkelere sağlanan milyarlarca dolarlık finansal yardımlara rağmen tüm bu ülkelerin, sahada, BAE’nin askeri hedeflerine katkısı oldukça sınırlı kaldı. Özellikle Yemen savaşında harcanan büyük çapta ekonomik/askeri kaynağa rağmen BAE’nin kayda değer bir başarı elde edememesi iddialı ve müdahaleci dış politikanın ülke içinde de sorgulanmasına yol açtı.

ABD’nin bölge güvenliğinde aktif rol alma konusundaki tereddütleri

BAE'nin Arap Baharı sürecinde takip ettiği iddialı ve müdahaleci dış politikada yaşadığı hayal kırıklıklarında "çek defteri" politikasının işlevsizliği kadar II. Dünya Savaşı’ndan beri Körfez bölgesinin güvenlik garantörü olan ABD’nin bölge güveliğini sağlama konusunda yaşadığı tereddütler de etkili oldu. Özellikle ABD’nin İran karşısında BAE-Suudi ekseninin güvenliğini sağlama konusunda yaşadığı tereddütler ülke içerisinde iddialı ve doğrudan askeri müdahaleye dayanan müdahaleci dış politikaya yönelik eleştirileri besleyen önemli bir faktör oldu. İran’ın bir ABD insansız hava aracını düşürmesi, Körfez’de petrol tankerlerine yönelik faili meçhul sabotajlar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Körfez’de petrol tankerlerine el koyması ve İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden başlaması sonrası ABD’nin sınırlı bir askeri müdahaleyi de içeren İran karşıtı bir politika takip etmede yaşadığı tereddütler BAE’yi bölgede İran karşısında yalnız kalmakla tehdit ediyor.

BAE ile İran arasında ya da ABD’nin İran’a yönelik sınırlı da olsa askeri müdahalesi sonrası İran’ın BAE’yi hedef alacağına yönelik endişeler ülkenin son otuz yıllık süreçte elde ettiği tüm kazanımları tehlikeye atıyor. BAE topraklarına yönelik olası bir İran misillemesi ya da Körfez bölgesinde BAE’nin petrol sevkiyatına yönelik muhtemel kısıtlamalar “Dubai Modeli” ile yakalanan ivmeyi hızlı bir şekilde tersine çevirebilir. Sahip olduğu, askeri kapasite ile desteklenemeyen ekonomik kaynakların İran’ı dengeleme hususundaki yetersizlikleri, Mısır, Sudan ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin yine İran’ı dengeleme konusundaki isteksizlikleri ve ABD’nin Körfez güvenliğini sağlama konusunda yaşadığı isteksizlik BAE’yi İran’la, birtakım tavizler de içeren, bir uzlaşmaya zorluyor. Bu çerçevede BAE’nin Çin ve Rusya gibi küresel güçler ile imzalanan anlaşmalar ile bu aktörleri Körfez güvenliğinde rol almaya zorlaması bu politikanın bir çıktısından başka bir şey değil.

Yemen’den hasarsız bir çıkış planlaması

Yemen’e yönelik askeri müdahale sonucu oluşan insani krizlerin yarattığı tehditler, son dönemde bölgenin en önemli askeri gücü olan Mısır’ın hızla ekonomik iflasa doğru sürüklenmesi ve Sudan’ın yaşadığı iç karmaşa ortamından ötürü BAE’nin bölgesel planlarındaki rolünü azaltma girişimi BAE’nin iddialı ve müdahaleci politikasının sürdürülebilirliğini imkansız kılıyor. Aslen, Suudi Arabistan’ın aksine, Yemen BAE için öncelikli bir tehdit değil. BAE için öncelikli mesele, İran’ın Güney Arabistan’da değil Körfez’de dengelenmesi. Hem ABD’nin İran’a yönelik sınırlı bir askeri müdahaleyi de içeren sertlik yanlısı bir politika takip etme konusunda yaşadığı kararsızlıklar hem de son dönemde oluşturmaya çalıştığı bölgesel ittifakın İran karşısında etkisiz kalması BAE’nin İran karşısında yalnız kalması neticesini vermiş bulunuyor.

Yemen savaşında Suudi Arabistan’la birlikte yalnız kalan BAE için en iyi senaryo Yemen’den ülkenin saygınlık ve prestijine zarar vermeden onurlu bir biçimde çıkmaktır. Bunun için de İran ile uzlaşma kaçınılmaz görünüyor. Son dönemde Yemen’den askerlerini çekme kararı sonrası İran ile yakınlaşma eğilimleri sergilemesi BAE’nin “Yemen’den onurlu çıkış” politikasının bir sonucudur. Husilerin BAE askeri noktalarını hedef almayacaklarını ilan etmesi BAE’nin İran ile uzlaşmasının ilk meyvesi olmuştur. BAE’nin İran’la sergilediği bu yakınlaşma eğilimi yakın gelecekte İran’ın bölgedeki en önemli rakibi olan ABD-Suudi Arabistan ikilisi için de ilham kaynağı olabilir.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLERİ NASIL BÖLGESEL GÜÇ OLDU?

Birleşik Arap Emirlikleri ile ilgili bir değerlendirme yazısı da geçen yıl BBC'de yayınlandı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin nasıl bir bölgesel güce dönüştüğü belirtilen yazıda BAE ile Türkiye'nin sorunlu ilişkilerine de dikkat çekiliyor.

İŞTE BBC'DE YAYINLANAN O YAZI

Mars’a uzay aracı yolladı, İsrail’le tarihi barış anlaşmasını imzaladı ve Covid-19 krizinde birçok ülkeyi geride bırakan bir başarı gösterdi. Öyle ki, eskiden İngiliz egemenliği altında bulunan ülke, salgın sırasında ürettiği kişisel koruyucu ekipmanları İngiltere’ye gönderdi.

BAE, kendisini aynı zamanda, Libya, Yemen ve Somali’de, Türkiye’nin etkisine karşı stratejik bir mücadelenin içerisinde buldu.

Peki gelecek yıl bağımsızlığının 50. yılını görecek Birleşik Arap Emirlikleri’nin küresel hamleleri neler ve bunun arkasında kimler var?

Tesadüfi karşılaşma

Bu kampı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Örgütü kurmuştu. Emirlikler buraya, aşçılar, helal kesim yapan kasaplar, telekomünikasyon mühendisleri, bir imam ve çevrenin güvenliğini sağlamak üzere bir grup asker ile çöl kamuflajı giydirilmiş ve ağır makineli silahlara sahip Humvee türü askeri araçlar göndermişti.

1999 yılında Kosovalı sığınmacılara yardım için bölgeye giden BAE askeri personeli.

 1999 yılında Kosovalı sığınmacılara yardım için bölgeye giden BAE askeri personeli.

Buraya bir gün önce, Tiran’dan kalkarak Arnavutluk’un kuzeydoğusundaki dolambaçlı vadilerde uçan, BAE Hava Kuvvetleri pilotlarının kullandığı Puma helikopterleri ile gelmiştik.

Bulunduğum lavabonun yanında uzun boylu, sakallı ve gözlüklü bir adam dişlerini fırçalıyordu. Şeyh Muhammed bin Zayid ismindeki bu adamı, İngiltere’deki Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezunu ve BAE’nin genişleyen askeri rolünün arkasındaki kişi olarak tanıdım.

“TV için bir mülakat yapabilir miyiz?” diye sordum. Pek hevesli olmasa da kabul etti.

BAE’nin Fransa ile stratejik bir ortaklığa adım attığını anlattı. 400 adet Fransız Leclerc tankı satın almalarının karşılığında, Fransa, Emirlikler’e ait bir askeri tugayı “kanatları altına alacak”, Fransa’da eğitecek ve Kosova’da konuşlandıracaktı.

Bağımsızlığını yalnızca 30 yıl önce kazanmış bir ülke için bu cesur bir hamleydi. Balkanların uzak bir köşesinde, BAE’nin başkenti Abu Dabi’den 3200 kilometre uzaklıktaydık ve BAE’nin Körfez’in çok ötesine uzanan bir iddiasının olduğu açıktı.

BAE, NATO’yu desteklemek için Avrupa’ya askeri güç konuşlandıran ilk modern Arap devleti olmuştu.

Küçük Sparta’

Daha sonra sıra Afganistan’a geldi. BAE güçleri, bugün Abu Dabi Veliaht Prensi olan Muhammed bin Zayid’in onayıyla, Taliban’ın çöküşünün hemen ardından sessizce NATO’nun yanında yer aldı.

2008 yılında Afganistan’daki Bagram Hava Üssü’ndeki BAE özel kuvvetlerini ziyaret ederek neler yaptıklarını gördüm. 

Uzak ve yoksul Afgan köylerine gidip ücretsiz Kuran-ı Kerim ve şeker kutuları dağıtıyor, köyün ileri gelenleriyle sohbet ediyorlardı.

“Neye ihtiyacınız var?” diye soruyorlardı: 

“Cami, okul, içme suyu kuyuları?” 

BAE, tüm bunların yapılması için para sağlayabiliyordu.

Emirlikler geride küçük ayak izleri bırakıyordu ama nereye gitseler para ve din yardımıyla, NATO’nun kaba kuvvetine yönelik yereldeki şüpheleri azaltmaya çalışıyorlardı.

Afganistan’ın Helmend vilayetinde bazı yoğun çatışmalarda İngiliz kuvvetleriyle de yan yana oldular. 

Eski ABD Savunma Bakanı James Mattis, nüfusu 10 milyondan az olan görece az tanınmış bu ülkenin “beklenenden kuvvetli” hamleleri nedeniyle, BAE’yi “Küçük Sparta” olarak adlandırdı.

Yemen: Zarar gören itibar

Sıra Yemen’deki zorluklarla dolu askeri operasyona geldi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, 2015’te ülkesini Yemen’deki talihsiz iç savaşa soktuğunda BAE de dahil oldu. Husi isyancılarına karşı hava saldırılarında kullanmak üzere F-16’larını gönderdi ve ülkenin güneyine de asker sevk etti.

BAE, 2018 yazında stratejik Yemen adası Sokotra’ya da asker gönderdi. Eritre’nin Assab kentindeki üste bir taarruz gücü oluşturdu ancak Hudeyde kentini Husilerden geri almak için Kızıldeniz’in ötesine operasyon düzenlemekten son anda vazgeçti.

Yemen’deki savaş altıncı yılında ve henüz net bir kazananı yok. Husiler, başkent Sana’da ve ülkenin önemli bir kısmında hakimiyetlerini sürdürüyor.

BAE kuvvetleri Yemen’de ciddi kayıplarla karşılaştı. Tek bir füze saldırısında 50 askerin yaşamını yitirmesiyle ülkede üç günlük yas ilan edilmişti.

El Kaide bağlantılı yerel milislerle işbirliği yapması ve bir konteynerin içinde onlarca mahkumun sıcaktan ölüme terk edilmesi gibi vakalar da BAE’nin itibarına gölge düşürdü.

Yeni müttefik: İsrail

BAE, Yemen’deki yıkıcı savaşa katılımını sınırlandırmasının yanı sıra, Türkiye’nin bölgede artan etkisini geriletmek için uzak coğrafyalara askeri açıdan uzanmaya devam etti.

Türkiye, Somali’nin başkenti Mogadişu’da varlık gösterirken, BAE bağımsızlığını ilan eden Somaliland’ı destekleyerek Aden Körfezi’ndeki Berbera kentinde bir üs inşa etti.

BAE, savaşın kasıp kavurduğu Libya’da, Rusya ve Mısır’a dahil olarak General Halife Hafter’i destekledi. Türkiye, Katar ve diğerlerinin desteklediği Batı’daki güçlerin karşısında yer aldı.

Eylül ayında ise BAE, Türkiye’yle doğalgaz arama gerilimi yaşayan Yunanistan’la ortak tatbikat yapmak için Girit adasına savaş jetlerini ve gemilerini gönderdi. 

Şimdi de Beyaz Saray’ın ani duyurusuyla, İsrail ile yıllardır süren gizli kapaklı işbirliğine resmen son vererek geniş kapsamlı bir ittifak kurmaya yöneldi (Tıpkı Suudi Arabistan gibi BAE de vatandaşlarını gözetlemek için İsrail’in casus yazılımını kullanmaktaydı).

BAE ve Bahreyn, İsrail ile Beyaz Saray'da normalleşme anlaşması imzaladı.

Fotoğraf altı yazısı, BAE ve Bahreyn, İsrail ile Beyaz Saray’da normalleşme anlaşması imzaladı.

İttifak, her ne kadar sağlık, biyoteknoloji, kültür ve ticaret gibi alanlarda işbirliğini kapsıyor görünse de, İsrail’in gelişmiş teknolojisiyle BAE’nin sonsuz bütçesini ve küresel isteklerini yan yana getiren bir savunma ve güvenlik ilişkisini yaratma potansiyeli taşıyor.

Abu Dabi’yi Filistin davasına ihanet etmekle suçlayan Filistinliler ve Türkiye’nin yanı sıra, BAE ve İsrail’in ortak düşmanı olan İran da bu ittifakı kınadı.

Yıldızlara ulaşmak

Abu Dabi’nin tutkuları, burada bitmedi. Birleşik Arap Emirlikleri, ABD’nin de yardımıyla Mars’a uzay aracı gönderen ilk Arap ülkesi oldu.

200 milyon dolara mal olan Hope (Umut) adlı uydu, Japonya’nın Tanegaşima uzay üssünden fırlatıldı.

BAE tarafından Mars'a gönderilen Hope (Umut) uzay aracının fırlatılma anı.

Fotoğraf altı yazısı, BAE tarafından Mars’a gönderilen Hope (Umut) uzay aracının fırlatılma anı.

Şubat ayında 495 milyon kilometre uzaklıktaki yörüngesine ulaşması beklenen Hope, kızıl gezegenin hava durumu ve iklimi üzerine toplayacağı verileri Dünya’ya gönderecek.

“Küresel bir oyuncu olmak istiyoruz” diyen BAE Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, “Bazı engelleri yıkmak istiyoruz ve bunun için bazı stratejik riskleri almamız gerekiyor” diyor.

- T54, Perde Arkası bölümünde yayınlandı
https://t54.com.tr/haber/7178595/sedat-peker-neden-baeye-gitti