GÜZEL SEVMEK

Sahi neydi doğum günleri...?

“Hızla geçen yılların acımasızlığında, durdukça acılaşan çay misali, var mı bir yaş daha almanın, kısaca yaşlanıyor olmanın önemi? Sıradanlaşmıyor mu artık yaşananlar? Kekre bir tat vermiyor mu bazen hayat, niye yapılır ki bu anlamsız seremoni?” diye düşünülüp, çokça eleştirilebilecek günlerdir belki de yaş alma günleri…

Oysa ömürde sadece birer yıl ve o bir yılda da yalnızca bir gün özelindedir tüm olup biten.

Sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanların kıymet-i harbiyesidir bir bakıma; “iyi ki varsın, hayatımızdasın” diyebilmenin ifadesidir. Ömre farkındalıklı bir es bırakmaktır kısaca.

Geçen yıllar içinde hayatın türlü kaygısına yenilip sevdiklerimizi daha az hatırlıyor olmak ya da artık hiç hatırlamamak, çokça insan arasında onları da sıradanlaştırıp, beklentilerimize göre değer atfetmek, lafa geldiğinde de tüm bu ilgisizliklerimize zamansızlık dahil pekçok neden üretmek günümüz insanının artık bilindik tavrı; malum…

Ve hatta yakın çevremizde bile bu soyut ve bir o kadar soğuk tavırlara muhatap olmamız fevkalade olası ; “Ben hiç aklımda tutamıyorum artık, aaaa doğum günün müydü ?” diyerek gerçekten bizi önemsemeyen ya da öyle görünmek isteyen aile fertlerine sahip olanlarımız da vardır laf aramızda. Onlara sadece gülüp geçtiğimiz…

İşte tam da bu yüzden, yaşanılan her şeyi hızla emen, alelade ve nihayetinde acı hale getiren zamanın o sevimsiz yüzüne rağmen, yine yeni yeniden seven, değer veren, şu bilmem kaç milyar insan içinde bize özel ve önemli olduğumuzu hissettiren insanları hiç bırakmamak lazım.

Tutunamadığımız yüreklere değil; varlığımızın kıymetini bilen, can bağıyla bağlı olduğumuz o çok özel ruhlara harcamak lazım şu kısacık ömrümüzü.

Zira bu imtihan dünyası karşılık ilişkisi üzerine kurulu değil; iyilik eden iyilik bulmuyor çoğu zaman.

Bu müşkül duruma tahammül edebilmek de Yaradan’ın bir başka sınavı oluyor biz kullarına.

Böyle zor zamanlarda suskunluğun gücünden yararlanın.

Öyle ki bir yazar ; “Suskunluğun gücü en ağır kelimelerden daha etkilidir. Susmak delirtmektir. Susmak en edepli hakarettir.” diyor satırlarında.

Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz olaylar karşısında güçlü bir tavır koyamayan, ruhları uyuşmuşçasına tepkisiz kalanlar karşısında suskunluğun gücünü kullanmak ve hatta onlara kalbimizi tamamen kapatmak belki de en doğru olanı…

“O gider, bu gider, şu gider; bana hep ‘Sen’ kalırsın…” diyen şairler gibi ; o, bu, şu gitse de hayatımızdan, ömrümüze kalan yanlarıyla tüm eksilmelerimizin ilacı olan, kıymet bilen insanlar sarsın çevremizi…

Tıpkı, tarafıma cömertçe kullandığı sevgi ve beden diliyle , on, yüz, bin, milyon kez; “Seni çok seviyorum anneciğim” diyerek ruhumu sarıp sarmalayan sekiz yaşındaki oğlum gibi…

“Varlığın eşsiz bir mutluluk ve içimde her gün Seninle büyüyen bir yaşama sevincidir canım yavrum…”

Tüm sözlerimin nihayetinde, sizi üzenler değil; kaygı ve olası mutsuzluklarınızın dermanı olan “güzel seven” leriniz eksik olmasın ömrünüzden.

Zira bu hayat “SİZ” varsınız diye güzel… Önce kendinizi sevin… Çünkü sahip olacağınız en değerli varlık “SİZ” siniz.

Nietzsche’nin de dediği gibi ;

“Düşün! Kim üzebilir seni senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter

Yeter ki yürekli ol!

Tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini…

Ya çaresizsiniz ya da çare ‘SİZ’siniz…”


Gülben DEMİRCAN BABAOĞLU

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülben Demircan Babaoğlu --- Okunma



Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?