PERDE HİÇ KAPANMASIN

Salgın öncesi şehrimize de gelen tiyatro oyunlarını izlemek, gündelik yaşama bir renk katarken sosyalleşmenin, izleyici olmanın, farkındalığın ve eleştirel düşünmenin de kapılarını aralıyordu.

Mizah içerikli olanlar bir salon dolusu insanı yükselen kahkahalara, gülen yüzlere bırakarak uğurluyordu.

Bazen de oyundaki hüzün salondaki tüm seyircinin ortak duygusu oluyordu.

Tiyatro izleyicisi olmak zordur.

Evde pijamalarla yan gelip yatarak arada atıştırarak film izlemeye benzemez.

Tiyatroda ileri ve geri tuşlarıyla filmi önceden bitirme şansı tanıyan kumandanız da yoktur.

Tiyatro izleyicisi olmak risk almayı gerektirir.

Dışarıya çıkarken havaya göre giyinme riski, maske mesafe riski, oyundan hoşlanıp hoşlanmama riski, önünde oturan kişinin senin görüş alanını kısıtlama riski, salonun soğuk olma riski, ses düzenindeki pürüzler karşılaşılabilecek olağan sorunlardır.

İyi bir tiyatro izleyicisi tüm bunları severek göze alır ve yola koyulur.

Bu duygularla nihayet uzun bir aradan sonra eşimle birlikte geçen pazar akşamı Müjdat Gezen’in, kızı Elif Gezen’le oynayacağı “Baba Kız” tiyatrosunu izlemeye gittik.

Salon bizim gibi meraklı ve heyecanlı izleyicilerle dolmuştu.

Baba kız sahneye çıktığında arada ayağımı sıkan botlara aldırmadan tüm dikkatimi onlara verdim.

Müjdat Gezen kızını tanıttı, akademik kariyerini ve ona olan sevgisini, kızı da babasının şiirlerinden bestelediği şarkılarla anlattı ona olan sevgisini.

Gerçek yaşanmışlıklar, iz bırakan anılar, Müjdat Gezen’in tiyatro yolculuğu, baba kızın hikayesi şiirsel bir ustalıkla paslaşıldı.

Bir kızı anlatı, bir babası…

Müjdat Gezen ‘in kızı Elif uzun yıllardır Hollanda Amsterdam’da yaşıyormuş.

Aaaa! dedim içimden benim kızım da Amsterdam’da yaşıyor.

Kızı müzisyenmiş.

Tesadüfe bakın ki bizim kızımız da müzisyen.

Elif Hanım’ın yirmi yaşında bir oğlu varmış.

Kızımınsa bir yaşında bir kızı var.

Sahnedeki baba kıza bakarken yanımda oturan ve uzaklardaki kızını çok özleyen eşime baktım göz ucuyla.

Ne kadar çok benziyor bu özlem duygusu diyerek, uzaklığın, müziğin ve sevginin ortak paydasına sığındık.

Sahnede anne oğul “Martı” adlı şarkıyı seslendirirken, dede Müjdat Gezen’in torununa bakışını gördük.

Kızı küçükken çatı katındaki pencerenin önüne gelen martıları beslermiş.

Bir tabağa ufaladığı ekmeği uzatırmış martılara…

Bugün Amsterdam’da da martılara yem veriyormuş.

Artık yemi tabakta değil, avucunun içinde uzatıyormuş.

Baba kız olabilmek ne güzel şey dedirten oyun, bizim baba kız hikayemizi de geri dönüşlerle hatırlamamıza gülümseyip iyi ki dememize, özlemimize açılan bir pencereydi.

Eşimle birlikte öğretmen olduğumuzdan paslaşarak baktık çocuklarımıza.

Ben okuldayken baba kız plan yapardı.

Önce sitenin küçük bakkalı Sahir amca ziyaret edilir, sonra kurbağaların vırakladığı su birikintilerinde kurbağalar bir biyolog titizliği ile incelenirdi.

Sıra parka geldiğinde salıncağa babasından başkası dokunamazdı.

Onu sadece babası sallayabilirdi.

Bir gün okulda dersteyim eşimle kızım sınıfa geldiler.

Kızımın yüzündeki gözyaşlarının yıkadığı kurumuş derelere, ağlamaktan yorulan dağınık saçlarına baktım önce.

Sonra önünde büyük bir oyuncak bebek arabası olduğunu gördüm.

Arabayı ittirişini, kirli yüzündeki gülümsemeyi bir eliyle de babasının elini tutuşunu unutamam.

Ağlayınca babası kıyamamış, oyuncağı almış.

Yaralanıp, düştüğünde hemen babasına koşardı.

Bilirdi ki ilk yardım çantasını eksik etmeyen babası onun yaralarını sarardı.

Baba kız günleri olurdu.

Korku filmlerinin izlendiği, lunaparklara gidildiği, birlikte yemekler yenildiği…

Bizde baba kız günleri bugün de devam etmekte.

Hatta dede kız sınıfına bile geçildi.

Bir oyun bizlere neler hissettirdi? Baba kız olmak önemliydi.

Tiyatrodan çıktıktan hemen sonra kızımızı aradık ve oyundan söz ettik.

Kızımızın yakında geleceğini bilmek baba kız günlerinin de yaklaştığını bilmek demekti.

Tiyatroda insanın öyküsü vardır.

Bazen sahnede kendimizi görürüz.

Öyküler bizimdir, hepimizindir.

Tiyatro yaşasın, seyircisiz kalmasın.

Oyunun sonlarına doğru Müjdat Gezen bizlere Esmeray’ın ünlü şarkısı “Unutma Beni” ile seslendi.

Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım,

Unutma beni, unutama beni

Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım,

Unutma beni, unutama beni(…)


Sevgilerimle

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Ayhan - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

02

Mehtap Kandemir - Müthiş bir yazı olmuş.Emeginize sağlık.Bir tiyatro sever olarak çocuklarıma da hep sevdirmeye çalıştım.Oglum büyüdükçe sinemayı daha çok sevdi ne yazikki ama kızım Zeynep şuan çok keyifle tiyatro izliyor ve sonunda hep tartışıp ne öğrendik oynuyoruz.seneye sizin gibi tiyatro sever bir öğretmeni olacağı için çok mutluyum.sevgiler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Şubat 11:15
01

Nurdan Kurt - Duygulu içten yazılarınız yüreğime dokunuyor bilgili her an eğitici duygulara nokta atışı yapıyorsunuz yazdıklarınızı içimde hissediyorum her zaman yazın ?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Şubat 09:50


Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?