Moda deyince

Moda, Türk Dil Kurumuna göre toplum yaşamına giren geçici yenilik, belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı, yaygın düşkünlük demektir.

Bir zamanlar İspanyol paça pantalonlar, çiçekli sivri yakalı dar gömlekler ve apartman topuklu ayakkabılar vardı.

Annemin apartman topukları ayakkabılıkta gökdelen edası ile kurum kurum kurulurdu.

Birkaç yürüme deneyimim başarısızlıkla sonuçlanınca salona yeni takılan iri çiçekli perdelerdeki çiçekleri saymak en büyük eğlencem olurdu.

Bu perdeler döneme damgasını vurmuştur bence. Kime gitseniz dışarıdan içeriyi gizleyen bu çiçekli perdeler selamlardı sizi.

Modaydı çünkü, olmazsa olmazdı.

Ekonomi de modayla yakından ilintiliydi. Divanların sonunu getiren kitaplıklı kanepelerin zaferi de bunun sonucuydu.

Salonda oturulmazdı, misafir temiz ve düzenli görsündü.

Evliliğimizin ilk yıllarında evime misafir gelen bir komşunun biraz da küçümseyerek “Aaa senin kesme çay bardakların yok mu?” demesi üzerine “Kesme bardak da ne ki” diye sormuştum kendime.

Meğer çok modaymış.

Önceliğim kesme bardaktan çok, içilen çayın keyif vermiş olmasıydı.

Evime gelen benim için gelmeliydi.

Kesme bardak için değil.

Bir zamanlar erkekler yeşil parka giyip ayağa postal geçirince solcu, bıyıkları aşağıya doğru bırakınca da sağcı oldular.

Moda olanı takip etmek gerekti.

Sanırım bir kabul görme yoluydu bu moda.

Eşyada, tabakta bardakta, birbirine benzeyen, birbirine benzetilen farklı olanı dışlayan…

Bir baskı oluşturan.

Peki ya insan modası nasıl oluyordu?

Evet evet insan modası.

Bin dokuz yüzlerdekilerdeki insani değerler, yüz yıl sonra yerini hangi insani değerlere bırakarak “moda insanı” oluşturdular.

Bir zamanlar insanlar uzaktan aşık olurdu. Konuşmak, görüşmek yasaktı.

Bir bakışa, bir gülüşe kapılıp sevda çekmek modaydı.

Yıllar önce bir velimin yaşlı annesi “Eşim beni düğün gününe kadar görmemişti. İki kutu kibrit yaktı yüzümü görmek için.” demişti.

Sevdiğiyle gizlice görüştüğü için babasından dayak yiyip günlerce yataktan kalkamamak da çok acayip değildi.

Olağandı.

Bir zamanlar evlere gazete girerdi.

Pazar bulmacaları olurdu köşe bucak arandığım.

Gazete kuponları biriktirerek tabak ve ansiklopedi almak çok modaydı.

Benim de depremde kırılan mavi tabaklarım gazeteden alınmıştı.

İnsanoğlu muhteşem bir kurgu yeteneğine sahipti.

Bilgisayar ilk icat edildiğinde koca bir odayı kaplıyordu bugünse her işte elimizin altında.

Teknoloji akıl almaz bir hızla ilerlemekte.

Bir üst modele ulaşma çabası, mutluluğu gölgelemekte.

O zaman insan da döneme göre yenilenmeliydi.

Bir üst model, bizim zamanımızda diye söze başlayan eski modeli küçümsemeliydi.

Şu an kapımızı bin yıl öncesinden bir insan açsa, bize ne der, biz ne deriz?

Rus edebiyatına damga vuran Raskolnikov bu kadar acı çeker miydi? Ya da biz bin yıl öncesine gitsek ne deriz, ne yaparız?

Kesinlikle çok garip olurdu.

Görüntü insan ama iç donanım tamamen farklı.

Biz ayrı dünyaların insanlarıyız demek doğru olurdu sanırım.

Bu kaçınılmaz bir gerçek.

Gelecek dünya için de bizler demodeyiz.

İşleyiş böyle.

Yalnız geçmiş insan modelinde bir zariflik ve naiflik hep vardı.

Bir zamanlar çocuklar sokaklarda oynardı.

Yoktu ellerinde tabletler, akıllı telefonlar.

Grup oyunlarıyla birlikte hareket etmeyi öğrendiler.

Kaybedince, yeniden denemek istediler. Kazananı kutlayabildiler.

Koştular, zıpladılar, güldüler.

Birlikte, yüz yüze bakarak karşısındakini anlamaya çalıştılar.

Arkadaş oldular.

Acıktıklarını ancak eve döndüklerinde anladılar.

O dönemin çocukları bugünleri hazırladılar.

Moda tabirle yeni nesli…

Günümüzün modasına gelince öncelik bir akıllı telefona sahip olmak Parmak hızını kullanım sıklığında geliştirmek.

Eskiden komşunun ne yaptığını merak eden kişi şimdi tüm şehri, hatta dünyayı takip etmekte, yorum yapmakta, beğenmektedir.

“Okuma” eylemi unutturulmaya çalışılmakta, hangi yerde nasıl poz versem, hangi yemeği çeksem endişesi yeni insan modelini fazlasıyla meşgul etmektedir.

Aşklar, sevgililer silinip, aşk acısını birkaç dakika yaşayıp yenisi anında paylaşılmaktadır. Böyle olmak zorundadır çünkü modadır.

Mış gibi yapmak, kartonlaşmak birbirine benzetilmek kurgunun bir parçasıdır.

Yapmazsanız yanarsınız.

Beni kaygılandıran oluşturulmaya çalışılan yeni insan modeli.

Squid Game dizisi bunu çok güzel özetliyor sanki .

Milyonlarca kişinin izlediği dizi çok ses getirdi.

Neden kahraman çok mu güçlüydü?

HAYIR.

Sevgi önemli miydi?

HAYIR.

Arkadaşlık önemli miydi?

HAYIR.

Neydi önemli olan?

Önemli olan paraydı.

Kazanmak için en yakın arkadaşını gözünü kırpmadan öldürmekti.

Önemli olan duyguların ölmesiydi.

Önemli olan bireysel bir bencillik ve yalnızlıktı.

Hepimiz diziyi ağzımız açık izledik.

Bilinçaltımıza yeni veriler yükledik.

Okulda küçük çocukların dizide gördüklerini oyunlaştırdıklarını gördük.

Şiddet asla normalleştirilmemeli.

Birbirine benzetme çabasına bir son vermeliyiz.

Evet çağımız teknoloji çağı ama biz insan kalalım. Sevgi mayamız olsun. Dönemler değiştiğinde bile sevgi hep öznemiz olsun.

Moda iyi insan olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Ayhan - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

05

Sadıka Tüzün Emek - Tebrik ederim canım arkadaşım . Çok duru ve çok ince bir tutumla anlatmışsın . Bana iyi geldin . ???

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Mart 06:26
04

Balıkesir - Kaleminize sağık ,çok güzel anlatmıssınız geçmişi ve günümüzü

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Şubat 10:46
03

Selçuk Bektaş - Geçmişi anımsatan,günümüzle bağlantı kuran ve geleceğe ışık tutan güzel bir yazı olmuş.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Şubat 09:18
02

K - Her zamanki gibi harika bir yazı! Yazarı Mine Ayhan’ı gönülden kutluyorum… bir sonraki yazısını merakla bekliyorum! Sevgiler…

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Şubat 22:49
01

Buşra - Harika bir yazı olmuş, yüreğine sağlık Mine hocam

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Şubat 22:45


Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?