Sedat Peker, yangın, ya şimdi?

“Kadını sevmek demek, yaşamdan nefret etmek demektir! ...

İnsan güzel bir tenin altındaki çirkinliği görmemek için gözlerini kör etmeden bir kadını sevemez.

Aşık insan kendi gözlerini çıkarmalı, gerçeklerden feragat etmelidir.

Benim için böyle bir gerçekdışı yaşam, yaşarken ölmek demektir!” der,

İrvın Yalom…

Bizim topraklarımızda ilişkiler hep bu duyguyla kurulur.

Siyasetle bağımız bile bununla örülüdür.

Ortamız yok!

Öyle olduğu içindir ki bir yazıyla “iktidar yandaşı”,

başka bir başka yazıyla “azılı bir muhalif” oluyorum!

17 yıl oldu yazmaya başlayalı.

Ömür bitiyor, ama yargılar değişmiyor!..

Var bende bir tuhaflık, ama ne!

***

Yangınlarla ilgili bahis açar açmaz şöyle dedi arkadaşım

Sedat Peker bunları götüremedi, ama bu yangınlar götürür!”

Tebessüm ettim..

Siyasetin gündemi, bilek güreşi arenası.

İktidarın eleştirileceği her durum, muhalefetin “iktidarın iktidardan gideceği umuduyla siyaset yaptığı” bir sahneye dönüşüyor.

Muhalefetin,

bazen birkaç gün, bazen birkaç hafta süren bu umudu

her defasında aynı inançla ve aynı hayal kırıklığıyla bir sonraki gündeme taşıması üzerinde gerçekten düşünmek gerek!

Kuşkusuz, bundan en fazla “faydalanan” iktidar oluyor.

Muhalefetin bu yaklaşımı iktidar tarafından,

kusurun rekabet alanına taşınmasını sağlıyor.

İktidar tarafından dile getirilen hainlik suçlamaları, yapılan gözaltılar, tutuklamalar;

gerçek sorunlardan kaçınmak için yapılan siyasi bir manevra değil!

Muhalefet her sorun da nasıl iktidarın “bu kez” iktidardan gideceğini düşünüyorsa, iktidar da gelen her tepkide iktidarı “gerçekten” kaybedeceği kaygısına kapılıyor ve siyaseten hiç de rasyonel olmayan tepkiler veriyor.

Yaşanan her sorun böyle algılandığı için, yaşanan her sorunda herkes mevzisine çekiliyor.

Savaşı kazanmak için “bilgi” edinmeye başlıyor.

Bu yüzden gündem neyse onun hakkında “sürekli” bilgi ediniyoruz.

Bu durum hayatımızı hızlandırıyor, akan hayatı göremiyoruz, süreğen çatışma durumu yaşamı kaçırmamıza neden oluyor.

Kavga ederken, kavgayı kazanmak için bilgi depomuzu doldurmaya çalışırken,

ellerimizden kayıp gidiyor hayatımız…

Ele aldığımız her sorunu tüketip kenara atmamızı hesaba katmıyorum bile!.

Bir yerlerde bir şeyler yanlış, ama ne?

Ve umuyorum hepimiz böyle değilizdir…

***

Adapazarı Belediyesi'nin reklamları gözüme çarptı.

Belediye bütçesiyle belediye başkanının kendi reklamını yapmasına oldum olası rahatsız olmuşumdur.

Boy boy fotoğraflar, kocaman kocaman puntolarla yazılar, isimler..

Zihinlerimize kazındığında duygularımıza da kazınacaklarını düşünüyor olmalılar.

Ben de öyle olmuyor, aksine daha da olumsuz bir duygu uyanıyor içimde,

ama geneli temsil etmiyor olabilirim,

işe yarıyordur belki de gerçekten.

İnsanlar o koca koca Başkan fotoğraflarını, isimlerini görünce alışıp, seviyorlardır.

Kim bilir!

Adapazarı Belediyesi'nin yeni reklamları bu rahatsızlığı yaratmadı içimde.

Hatta tebessümle karşıladım.

Verilen pozlar, kullanılan renkler, Belediye Başkanına vurgu yapmaktan kaçınılması dikkat çekici.

Keşke 20 senedir bu şehirde yürütülen “rahatsız edici” yaklaşımla ilgili kalıcı bir değişikliğin belirtisi olsa!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Topkara - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

01

Farabi - Sayın Topkara

Yazınızda Türkiye deki siyasi kutuplaşmayı /kamplaşmayı sorgularken "birşeyler yanlış gidiyor ama ne? diye soruyorsunuz..

Bir okurunuz olarak kanaatim şudur ;

Laik /batıcı Türkiye Cumhuriyeti 1923 'de İngilizlerin ve Siyonistlerin müsaadesi ile kurulurken Osmanlı Devletine /yönetimine darbe yapılarak kuruldu bunu biliyorsunuz.

Ve fakat İngilizler ve Siyonistler bu yeni Laikçi /batıcı Türkiye Cumhuriyeti kurucularından (Mustafa Kemal, ismet İnönü, refet bele, karabekir..) yani ittihatçılar'ın B takımından bir şeyi şart olarak istediler :Osmanlı devleti bakiyesi olan 3 milyon civarındaki Müslüman Türk halkını ve Osmanlı /İslam kültürüne ait ne varsa yok etmek...

İttihatçılar'ın B takımı bu yok etme olayını devlet proğramı haline getirdi ve bu yok etme işi Postalcı Askeriye 'nin de Amentü' sü oldu Menderes gelinceye kadar..

Ve Menderes'ten itibaren 2002 'ye Tayyip Erdoğana gelinceye kadar radikal kamalist CHP ile ittifak yapan derin kamalist bürokrasi her seferinde postalcı Ayyaş paşaları sağ partilere ve özellikle Demokrat parti çizgisinde, milliyetçi cephe ekseninde siyaset yapan partilere karşı kışkırttı darbe yaptırdı.. Ve son olarak Amerikanın da devreye girmesiyle kamalist laikçi Vatikancı M. FETTOŞ GÜLEN Akparti ye darbe yapmaya ve devleti milleti Amerikan köpeği müstemlekesi yapmaya çalıştı.. Bu darbeyi adım adım tüm kamalistler tüm siyonistler tüm Avrupa ve Amerika TV lerden takip ettiler ve hepsinin darbeden haberi vardı üzüntülerinden rakıları susuz içtiler tüm kamalistler 15 Temmuz gecesi..

Problem şurda :1923 de laikçi batıcı dikta cumhuriyeti kurulurken imgilizlerin ve siyonistlerin "evdeki hesabı çarşıya uymadı"..

Peki ne olacak?

Eğer siz bir hasmınızı arkadan bıçaklıyorsanız ve o insan ölmediyse yaşıyorsa o insan gelip sizi bulacak ve intikamını alıcaktır bundan emin olabilirsiniz..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Ağustos 01:14


Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?