Kınamanın ötesinde bir darbe karşıtlığı

15 Temmuz darbe girişiminin yeni bir yıldönümü.

Zaman hızla akıp giderken, o karanlık geceyi yaşatan paralel devlet yapılanmasının yerel ve küresel ağlarına dair çok şey açığa çıktı.

Emniyette, askeriyede, bürokraside, eğitimde, yargıda, ekonomide ve sivil toplumda nasıl örgütlendiği ifşa oldu.

Kendi menfaatine çalışan bu kirli şebekeyi 15 Temmuz 2016’dan önce de bilip, bu yapıya karşı koyanlar için aslında hikâye çok tanıdıktı.

Fethullah Gülen etrafında örgütlenmiş dini, ezoterik bir şebekenin her şeye hükmetme mücadelesi, kurulduğu günden bugüne karanlık bir hikâyeydi.

Darbe girişiminde ve öncesindeki onlarca yılda yaptıkları kötülükler, zaten kalın bir cilt dosya tutuyordu.

15 Temmuz 2016 ise o dosyada, tek bir adamın dini sultasına sorgusuz sualsiz etmiş bir grup insanın, kendilerini ulvi bir misyona, kutlu bir davaya adamış gibi gizlice örgütlenmesi ve sonrasında devlet içinde önünün açılmasıyla beraber topluma ve ülkeye ne tür bir zarar verebileceğini açıkça ortaya koyan darbe girişiminin kanlı bir sayfası oldu.

15 Temmuz, bize bu dosyaya bakarak alınması gereken asıl dersleri, acı ve ağır sonuçlarıyla birlikte gösterdi, amma velâkin alınması gereken dersler alınmadı, yapılması gerekenler yapılmadı.

Dahası hiç ders alınmamış gibi hiç yapılmaması gerekenler gündeme gelmeye başladı.

Mesela, 15 Temmuz sonrasında, devlet içinde herhangi bir derin devlet yapılanmasının, yeni paralel örgütlenmelerin önünü kesecek bir düzen tesis edilebilmeliydi.

Toplumun, tüm farklılıklarıyla birlikte sulh ve esenlik içinde yaşayabileceği büyük bir sivil mutabakat sağlanmalıydı.

Bunun tersine devlet iktidarı, kısa sürede tekrardan tek merkezde toplanan kamu gücünü kendi emellerine göre yönlendirmeye hevesli yeni çıkar gruplarının odağı haline geldi.

Kendi paralel yapısını kuran Fethullahçılığın tasfiyesinden boşalan yeri doldurmaktan başka önceliği olmayan yeni şebekelerin güç mücadelesi yaşanmaya başladı.

Devletin gerçek anlamıyla kamusallaştırılması gerekirken, tam tersine devlet iktidarının adım adım şahsileştirilmesine tanık olduk.

Yeni bir darbe girişimi ya da toplumsal barışı tehlikeye sokacak başka bir karanlık evrenin yaşanmaması için siyasetten ekonomiye, hukuktan eğitime, uluslararası ilişkilerden iç güvenliğe kadar tüm alanlarda adalet ve hakkaniyete, ehliyet ve liyakate uygun şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir yönetim ve denetim mekanizmaları oluşturulmalıydı.

Herhangi bir kişi ya da zümrenin, devlet gücünü kendi tekeline almasına mâni olacak anayasal bir zemin kurulmalıydı; bunun yerine iktidar seçkinlerinin, mevcut kamu gücünü ve olanaklarını elinde tutmak için sadakati esas alan, tüm denge ve denetleme mekanizmalarını açıktan boşa çıkaran politikalarını birer birer icraata geçirdiğini gördük.

Darbeye karşı insanların canı pahasına ortaya koyduğu toplumsal direnç ve irade söylem düzeyinde yüceltilirken, o gece ödene bedelin tekrar ödenmesini engelleyecek başka bir düzen tesis edilmedi, bilakis olağanüstü hâl uygulamaları zaman içinde “yeni normal”e dönüştürüldü.

Sorgusuz sualsiz sadakat istendikçe, sorgulama ve itiraz ihanet sayılmaya başlandı.

Toplum, vatanperverlik ve vatan hainliği gibi son derece sert ve toplumsal barışı tehdit eden bir noktada kutuplaştırılmak istendi.

Bunun neticesinde de darbe girişimine karşı toplumun gösterdiği direnç ile yakalanan toplumsal barış ve adalet imkânının heba edildiğine yeni bir döneme girildi.

Haliyle darbe girişiminin sabahından bugüne gelen süreçte, yaşananlardan doğru derslerin çıkarılması suretiyle yol alınacağına ihtimal verenlerin bir kez daha yanıldığı anlaşıldı.

Bugün, 15 Temmuz’un yıldönümünde, darbeci şebekeyi lanetleyip, o gece hayatını kaybedenleri rahmetle anarken, bunun çok daha ötesine geçilmesinin şart olduğunu acilen anlamamız gerektiği kanaatindeyim.

Eğer memleketin geleceğine dair samimi bir hissiyat içindeysek, o geleceğin karamsarlık değil umut, ayrışma değil dayanışma, çatışma değil çözüm, haksızlık değil adalet, cehalet değil feraset getirmesini ümit ediyorsak, darbe karşıtlığının sadece bir geceyi kınamaktan ibaret olmadığını görebilmeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beytullah Önce - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronanın yayılımı nasıl önlenir?