Merkezi sınavlar ve Z nesli

İki haftadır LGS ve Üniversite Seçme Sınavları bu zor şartlar altında yapılmaya çalışılmaktadır. Tabii ki bu zorluklar şahsıma 1989 yılında girdiğim sınavları anımsattı.

O zaman ÖSYS idi ve 2 aşamalı idi.

Önce Nisan ayında ÖSS yapılıyordu ve 2 yıllıklara girecek olanlar onunla seçiliyordu.

4 yıllık programlara girmek isteyenler ise sanırım Haziran sonu ÖYS ye girerek geleceklerini belirleyebiliyorlardı.

Tabii bu sınavda matematikten 4 nete sahip olunmadığında TIP ve HUKUK gibi programlarına yapılan tercihler boşa çıkıyordu.

Bu sınavlara yüklenen anlam özellikle de aileler boyutunda çok fazladır.

Ancak dün Mabel Matiz ile ilgili sınavda sorulan sorudan sonra kendisinin yaptığı açıklamada ailevi ve sosyal çevre nedenleri ile Diş Hekimliği Fakültesi’ni okuduğu ve bir süre de Diş Hekimliği yaptığını ancak daha sonra kendisini mutlu ve başarılı olarak hissettiği müzisyenliği seçtiğini açıkladı.

Elbette bunun gibi birçok örnek mevcuttur.

Nitekim üniversitelerde okuyan birçok kişinin yeniden ÖSS sınavlarına girmeleri ve başka bölümlere girme çabası da Türk Eğitim Sistemi’nin özellikle “Yöneltme” ilkesinin gereğinin yeteri düzeyde başarılı olarak gerçekleştirilmediğinin açık delilidir.

Aslında her bireyin tek ve biricik olduğunu ve kendine has kişilik, karakter ve yeteneklerinin olduğunu ailelere kabul ettirmek çok kolay değil.

Ergenlik denen sıra dışı gelişimin olduğu dönemin özelliklerini de katarsak, ailelerin bu hususta daha esnek ve hassas olmalarını ve çocuklarının kariyer planlamasındaki tercihlerine saygı duymalarını beklemek gerektiği öne sürülebilir.

Ancak aileler de kendilerine göre haklı olabilirler.

Özellikle de içinde bulunulan işgücü piyasası ve bunun gerektirdiği meslekleri elde edebilme zorunluğu, bu alanlardaki arz-talep dengesizliği ve daha adil bir seçme sisteminin Türkiye’de bu güne dek geliştirilmemiş olması da bu ÖSS sınavlarına yoğun talebi artırmaktadır.

X ve Y nesillerinin ihtiyaçlarını belirlemede kısmen etkili olan bu sistem acaba günümüzdeki Z neslinin özelliklerini ölçmede gerçekten yeterli midir?

‘Nesil’ kavramı, 1960’lardan itibaren eski geleneklerin çöküşüyle beraber sıklıkla kullanılmaya başlandı.

Yeni gelişmeleri sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirmemizde oldukça yardımcı olan bu kavram, büyük dünya olaylarının yarattığı sembolleri taşıyan yaş dilimlerini ve bu nesiller arasındaki farkları tanımlıyor.

Araştırmacılar, nesilleri şu şekilde sıralıyor:

Bebek Patlaması Kuşağı (Baby Boomers)-1945-1965

X Jenerasyonu- 1965-1977 arası doğanlar

Y Jenerasyonu-1981-1999 arası doğanlar

Z Jenerasyonu (2000 ve sonrası doğanlar)

Bu sınavlar neleri ölçtüğüne bakıldığında aslında daha çok teorik bilgiler ile stres yönetme becerilerine odaklandığını belirtilebilir. Günümüzde ise öğrenme kısmi zamanlı değil, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Hayatboyu Öğrenme paradigmasına geçmiş durumdadır. Hayatta herkesin başarılı ve başarısız olacağı zamanlar mevcuttur. Önemli olan kırılma anlarında amaçlarına ulaşabilmeye dönük yeterlikleri sergileyebilmeleri ve başarısızlıklardan ders alarak, başarıya odaklanmayı becerebilmeleri yani hayatta kalma becerilerini geliştirmeleridir. Hayat boyu öğrenme 3 ögeye dayanmaktadır:

1-Süreklilik: Bireylerin eğitimsel ve kişiliklerindeki değişimler gençliğinde aldığı eğitim tarafından gerçekleşmektedir.

2-Yaratıcılık: Bireyin değişikliklere uyum sağlaması için kendi potansiyellerini fark etmeleri ve yaratıcılıklarını geliştirmeleri gerekmektedir.

3-Kendi Kendine Öğrenme: Hayat boyu öğrenmenin en önemli ögesi kendi kendine öğrenme becerisini geliştirmiş bireylerdir.

Şüphesiz günümüzde 21 yüzyıl becerileri gündemde yer almaktadır.

Merkezi sınavların bu becerileri ne kadar geliştirdiği ve hayatboyu öğrenme açısından ne düzeyde katkı sağladığı ciddi şüpheler uyandırmakta hatta çoktan seçmeli sınav sisteminin hayatboyu öğrenmenin temel öğelerinden olan yaratıcılık becerisini körelttiği dahi öne sürülmektedir.

Zaman ve koşullar değişiyor.

Buna bağlı olarak da gereklilikler ve öncelikler değişim gösteriyor.

Çalışanların çoğunun sanayide görev yaptığı zamanlarda anahtar role sahip beceriler ticareti bilmek, yönergeleri takip edebilmek, başkalarıyla iyi geçinebilmek, çok çalışmak ve profesyonel – etkin, hızlı, dürüst ve adil - olmaktı.

Okullar bu becerileri kazandırmak için çok çabaladı ve bugün hala bu beceriler öğrenciler için gerekliliğini sürdürüyor.

Ancak 1996 yılı ile birlikte bilişim teknolojileri ve internet halkın kullanımına açıldı.

2000 yılı ile bu süreç yaygınlaşmaya başladı ve doğal olarak da bilişim teknolojileri tüm dünyayı ve eğitim sistemini de şekillendirmeye başladı.

Ancak bu şekillenmede Z nesli olarak tanımlanmaya başlayan yeni nesil hala önceki mantıkla seçme ve yetiştirme yaklaşımlarının Korona virüs ile sonuna gelinmeye başlandı.

Yeni bir dünya, yeni ekonomi, yeni öğrenme yaklaşımları, yeni çalışma düzenleri ve doğal olarak da yeni bir eğitim sistemi oluşturmak Z nesli için kaçınılmaz hale geldiği öne sürülebilir.

2000 yılından günümüze kadar olan zamanda doğmuş kişiler Z kuşağına dâhil ediliyor. Teknolojinin kucağına doğan bu nesil ‘ internet kuşağı’ olarak da adlandırılıyor.

Son derece iyimser olmalarının yanı sıra pek hırslı değiller. 21. yüzyılın ilk nesli olan Z kuşağının, teknolojinin ilerlemesi sebebiyle diğer kuşaklara göre daha uzun yaşamaları bekleniyor. Z nesli olarak tanımlanan bu çocukların şimdiye dek belirlenen bazı özellikleri şunlardır:

Milenyum çağı çocukları hızlı ve analitik düşünme yetisine sahiptirler. Ancak bu yetilerini kullanma becerileri bireycidir asla ekip çalışmasına gelemezler.
Özgüvenleri yüksektir, ebeveynlerinin kendilerine farklı baktığı düşüncesi de bu özgüveni yükseltir. Özgürlüklerine ve bağımsız olmaya oldukça düşkündürler.
Kuralların onlar için bağlayıcılığı yoktur. Birçoğu ailelerinin veya akrabalarının izinden gitmek yerine kendi yollarını çizmek ister. Geçimlerini sağlamak için yaptıkları işler onlar için sadece gün içerisindeki sıkılma zamanıdır.
Çaba harcamak, özveri sergilemek Z kuşağına göre değildir.
Teknoloji sayesinde bilgiye çok çabuk ulaşabildikleri için hızlı yaşamaya alışmışlardır. Bu nedenle çok çabuk sıkılıp vazgeçebilirler.
Aile bireyleri, çocuklarına karşı kendilerini yetersiz hissettikleri için psikolojik bunalım oranının en yüksek yaşandığı nesil olarak kabul ediliyor.
Z kuşağı neslinin hayal güçleri çok yüksektir.
Z kuşağının özelliklerinden bir diğerine değinecek olursak, her geçen gün çok sayıda yeni bilgiler edinmeleri ve dijital inovasyona daha hızlı bir biçimde ayak uydurmaları ön plandadır. Z kuşağı, sosyal medya ve internetten bilgi edinmek ya da sörf amaçlı saatlerce vakit geçirebiliyor.
Yapılan araştırmalara göre, bahsi geçen bu kuşak, bilgileri görsel biçimde algılamaktadırlar. Bu nedenle Z kuşağını hedefleyen pazarlama kampanyaları ve reklamları, hikâye anlatımı, açıklayıcı video ve diğer çeşitli görselleştirme biçimlerinden faydalanır. Bu da reklam ve pazarlama algısının kuşaktan kuşağa değişime uğradığını gösterir.
Bu nesil, çevreye, insan haklarına ve hayvan haklarına çok daha duyarlılar. Ne kadar savunabildikleri ve uygulayabildikleri ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel olarak algıları geniştir.
Aynı anda çok sayıda işi yapabilme konusunda başarılardır. Çok sayıda bilgiyi dakikalar içerisinde işleme ve içselleştirme kabiliyetleri sayesinde bu kuşak, birden fazla görevi aynı anda kolayca yapabilirler.
Z kuşağının, çalışma hayatına henüz yeni girmeye başladığından dolayı, iş yaşamları ile ilgili tespitleri net bir biçimde yapmak biraz zor. Ancak özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkün bu yeni nesil, emir altında çalışmaktan pek hoşlanmıyor.
Tabii ki bu özellikler daha da değişebilir. Unutmamalıyız ki artık yeni bir dünya ve yeni bir nesil yani Z nesli mevcuttur.

Biz Y nesli denilen daha kuralcı öğretmenler ve aileler, yenidünyayı ve gelişen yeni işgücü piyasasını anlayarak, çocuklarımızı kendi potansiyelleri ile mutlu olacak şekilde yönlendirilmelidir. Bazı iddialara göre yeni nesil en az 3 (üç) iş değiştirecektir.

Bu nedenle belki de aşırı uzmanlaşmaya dayalı bu eğitim sistemini, eğitim fakültelerindeki öğretmen yetiştirme düzenini ve eğitim programlarını da bu yenidünyadaki işgücü piyasasına göre yeniden şekillendirmek zorundayız.

Z neslini teknoloji odaklı, esnek, yenilikçi, değişime açık vb. çok boyutlu yenidünya niteliklerini kazandıracak şekilde eğitmek gerekmektedir.

Bu kuşakları ilerideki yazılarımda açmaya çalışacağım.

Ancak kısa köşe yazılarında son olarak tüm aileler ve toplum olarak anlamalıyız ki, 2000 sonrası doğan çocuklarımız diğer kuşaklardan farklı ve bu farklılığa yol açan yeni bir dünya var.

Onları suçlamak yerine anlamaya çalışmalı, teknolojiye bağımlı değil, bilişim teknolojilerini amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak nasıl kullanacaklarını bilen bir nesil haline getirmeliyiz. Bu neslin ihtiyacı olan nitelikleri de eski neslin ihtiyaçlarına uygun ölçme değerlendirme sistemleri ve merkezi sınavlarla belirleyemeyiz.

Ancak adil ve eşit olarak belirlemek için ise nasıl bir ölçme ve değerlendirme sistemi olmalıdır? sorusunun yanıtını aranmalıdır.

Saygılarımla

Prof.Dr. Osman TİTREK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Titrek - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

01

Ahmet Argun - Sayın Hocam

Bizi eğitim konusunda çok güzel vizyon açıyor ve bilgilerimizi tazeliyorsunuz.

Sizi tebrik eder. Emeklerinizden dolayı teşekkür ederiz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Haziran 17:35


Anket Doğumevi hastanesi PANDEMİ hastanesi olsun mu?