Bu şehrin benimle 25'inci yılı

13 Yıl Diyarbakır’da görev yaptıktan sonra 70’li yıllarda görüp çok sevdiğim Sakarya’ya İline tayin istedim. Doğuda o yıllarda benim gibi fazladan görev yapanlara atamada kapalı il olmadığından 1993 Yılında atamam Kaynarca İlçesi Taşoluk Köyüne gerçekleşti.

Ben Diyarbakır’da özel eğitime geçmiştim. Burada o yıllarda özel eğitim öğretmenlerine ihtiyaç olduğunu biliyordum. En yakın zamanda beni fark edip merkeze alırlar diye düşünerek Adapazarı Merkezde ev tutmak istedim. İlk yıllar, özellikle ev kiralarken, bir dolu sıkıntı çektik. İnsanlar hem çalıştığımız yerin Diyarbakır olması hem de Erzincanlı olmamızı ön yargılarla değerlendiriyorlardı. Önyargılar kalıcı veya katı bir öngörüyle değil sadece tedirginlikle ilgili olduğundan kısa sürede evimizi şimdi ilçe olan Erenler ‘de tuttuk. Merkeze atanana kadar Kaynarca Taşoluk Köyüne gidip gelecektim. Öyle de oldu.

Gerek Kaynarca İlçesinde gerekse Taşoluk Köyünde kalıcı ve köklü ilişkiler kurduğumdan 8 ay çabucak geçiverdi. Özel Eğitim öğretmeni olduğum fark edildim ve o zamanki adıyla Şehit Ahmet Akyol İlköğretim Okuluna Alt Özel Sınıf Öğretmeni olarak atandım. Çabucak geçen 5 yılın ardından emekliliğime kadar demir atacağım Şehit Ali Borinli Okuluna geçiş yaptım.

O yıllarda beklentim her ne ise Sakarya’da bulamamıştım. 1999 yılının başlangıcında eşimi başka bir ile gitmeye ikna etmeye çalışıyordum. Sürekli bir tartışma başlamıştı. Nihayet 1999 yılının haziran ayında ikna çabaların başarıya ulaşmıştı. Kesin Muğla’ya tayin isteyecektim ve 2000 yılına o ilde girecektik.

1999 Marmara Depreminde yaz tatilinden dolayı memleketim olan Erzincan’daydım. Depremi duyar duymaz Sakarya’ya doğru yola çıktık. Beni çok iyi tanıyan eşim “Tayin istemekten vazgeçtin değil mi?” diye sordu. Sadece evet dedim. Bir daha Sakarya’dan ayrılmamız hiç gündeme gelmedi. Daha önce Erzincan Depreminde insanların o ili nasıl terk ettiğini görmüştüm. Kimseyi suçlayamam ama ben terk edemezdim. Kısaca halen Sakarya’dayım. Hiçbir pişmanlığım yok.

Erzincan Depremini yaşamadım ancak ailem dolayısıyla orada yaşananları biliyorum. İnsanlar büyük sıkıntı çekti ama bir yıl içinde şehir yaşanılacak hale gelmişti bile. Oysa Adapazarı’nda durum çok farklıydı. İstanbul’un burnunun dibindeki bu şehre siyasiler ne hikmetse bir türlü ulaşamıyordu. Kocaeli’nde, Yalova’da depremzedelerin sorunlarıyla ilgilenenler çadırlar kurulurken Adapazarı’na deprem görmemiş muamelesi yapılıyor hatta ulusal basında doğru dürüst haberleri dahi çıkmıyordu. Hiçbir ilde dillendirilmeyen “şehri terk edersen taşınma masraflarınız karşılanacak” talebi sadece Adapazarı’nda propagandaya dönüşmüştü. O günleri hatırlayanlar bilir. “Bu şehri boşaltmak mı istiyorlar?” diye düşünmeye başlamıştık. Hasarlı binalar, yıkım kararları ve yıkım kararlarına itirazlar ve yürütmeyi durdurma kararları, hayalet bloklar bir dönem hayatımızın en önemli konularıyken bir sabah sorunsuz kente ulaştı gözlerimiz. Günahı yapanların boynuna bir sürü hayalet blok bir sabah boyanarak, camları takınarak kiraya verildi. Kaçta kaçını güçlendirme yapılarak kullanıma açıldığını bana sorarsanız Mimar Mühendisler Odasının bile haberi olmadı. Oysa 20. yy teknikleriyle şehrin dokusuna uygun olarak yenileştirmek mümkündü. Eğitimde madem taşımalı sisteme geçilecekti okul kampusları kurabilir, mevcut uyduruk derslikleri eğitime ve öğretime uygun gerçek okullara çevirebilirdik. Kısaca yıkılan okulların yerine tıkış tıkış yapılan derslikler devasa da görünse insanların gözüne, bugün olduğu gibi sadece derslik olarak hizmet verebilen binalar halindedir.

Daha bir sürü şeyler anlatıldı o dönem olanlara dair ama benim olanları anlayacak kapasitem yoktu, ilgi de duymadım. İlgi alanım sadece eğitim ve engelli insanlarımıza yönelikti. Anladığım işlerde erk tarafından hep plansız ve programsız yürüyordu. Dezavantajlı kesimlerin sorunları katmerleşmişti. Engelli bireylerin ciddi bir örgütlenme sorunu vardı. İlgili sivil toplum kuruluşlarına kurucu üyelikte dâhil olmak üzere projeler yapıp örgütlenmelerine destek olup danışmanlık yaptım.

Bu arada sosyal hayattaki sarkmalar çekti dikkatimi. Fark ettim ki Sakarya kendi değerlerinden hızla uzaklaşıyor. Sanki Sakarya’nın yapım taşında bulunan 14 etnik köken hızla kendini yok ediyor. Sanırsın yıllarca kendi örf ananelerini savunan insanlar asimilasyon kararı almışlar. Haliyle bu etnik kökenlerin o güzelim kültürleri hayatımızdan yavaş yavaş çıkmaya başladı. Bugün kime sorsan eskiye özlemini konuşmak yerine sulanan gözleriyle cevaplar.


DEVAM EDECEK.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemil Cebecioğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

01

Tamer Kıroğlu - İyiki varsınız,iyiki burdasınız hocam.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Haziran 22:52
02

Cemil Cebecioğlu - @Tamer Kıroğlu 01 nolu yoruma cevabı: Teşekkürler Tamer Kardeşim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Haziran 07:51


Anket Doğumevi hastanesi PANDEMİ hastanesi olsun mu?