BELÂ GELDİ HOŞ GELDİ! 

Birçok trajik düşüşün peşi sıra köyde bir bakkal dükkânına tutunmuştu babam.

O dönemin bir demiryolu aracı olan terazi üzerinde giderken köyün hemen çıkışındaki demir köprünün tam ortasında karşı istikametten gelen trenle yüz yüze gelen, bu demir yığınının altında kalmamak için kendini Sakarya’nın serin sularına bırakan babam, iki sene yatağa mahkûm yaşamış ve bir ömür bu travmayı atlatamamıştı.

Annem anlatır anlatır hüzünlenirdi.

İstanbul’a gidiyormuş babam kazandığı imtihandan sonra, memur olacakmış, birkaç ay sonra annemi de…

Yarım kalmış hayallerin insanıydı onlar.

Anadolu masallarının ana motifinin iki ilmeği yani.

 

Önce ayakkabı ustalığı yapmış, sonra onun yanında bir de dükkân açıvermiş dedem ona. Biliyorsunuz anneler babalar muhtaç çocuklarına daha çok şefkat duyarlar.

Biz bu dükkânda staj yaparak büyüdük dokuz kardeş.

 

Zaman zaman sözü uzatmadan bizi uyarırdı babam.

Bir gün bir müşteri, dükkânda olmayan bir şeyi sormuştu.

“Yok” dedim.

Müşteri gittikten sonra bana uzun uzun nasihat etmiş, müşteriye “yok” demenin yanlışlığını anlatmış, sonra da “Kalmadı demek daha doğru olmaz mı?” diye sormuştu.

“Yok” demek müşterinin bir daha buraya gelmesini olumsuz yönde etkileyebilirmiş… Kalmadı, şimdilik yok ama yarın gelecek demekmiş, yine bekleriz çağrısıymış…

Kapıları müşterilere devamlı açık tutmak gerekirmiş.

 

Kırk yıl öncesinden bahsediyorum.

Köy ortamında her evde yakıtı odun olan sobalar vardı.

Kömür biraz lüks kaçıyordu ve çok havalıydı o günlerde.

Biz de Arifiye’den aldığımız francala ekmekleri satıyorduk dükkânda.

Babam, evde ekmek yoğurmayıp bakkaldan satın alan bütün kadın ve gelinlere kızıyordu. Hatta kendilerine bunu söylüyordu da. Evde sobanız var, gürül gürül yanıyor, niçin kendi ekmeğinizi kendiniz pişirmiyorsunuz? Bir gün “Baba” dedim, “onlar bizden ekmek almazsa biz bu ekmekleri kime satacağız?”

Babam ticaretle uğraşıyordu ama hiçbir zaman kapitalist bir müteşebbis olamamıştı.

Satmayız, dedi, biz de satmayız.

 

Yine bir gün önümü üç beş dikiş, birkaç çengelli iğne koymuştu.

Bunlar dükkânda bulunan hem pahada hem yükte en küçük/en hafif mallardı.

Fiyatları da öyle.

O zamanın en küçük para birimiyle bile bunlardan dört beş tane gelebiliyordu.

İğneleri işaret parmağıyla gösterdi ve dedi ki; “Diyelim biri bir tane iğne veya çengelli iğne istedi, bunlar ucuz olduğu için müşterinin verdiği parayla kaç iğne geliyorsa o kadarını vereceksiniz. O bir istese siz dört vereceksiniz ve bunun nedenini açıklayacaksınız. Böyle yapmazsanız malımıza haram karışır.”

En büyük korkusu harama bulaşmaktı.

 

Bu küçük mallarla ilgili bir ölçüsü daha vardı.

Bunlar küçük oldukları için “bir”e aldığınızı “on”a satabilirdiniz.

Hiç kimsenin dikkatini çekmezdi bu durum.

Ama o, bu bahiste de bizi uyarmıştı: “Ne kadar küçük ve ucuz olursa olsun, bir mala yüzde elliden fazla kar koyamazsınız, haram olur.”

Biz babamdan her konuda kılı kırk yarmayı öğrendik.

Hem de bir ömür bundan taviz vermeden.

Haram-helal dengesinde titiz yaşamayı, davranmayı, konuşmayı bir de...

 

Nahif bir insandı babam.

Sadece çekingen değil içine kapanıktı da.

Hep korkardı.

Kırmaktan korkardı insanları, incitmekten korkardı, aşırıya kaçmaktan korkardı, tedbirsiz yakalanmaktan korkardı, kardan-kıştan korktuğu gibi susuzluktan da korkardı ve en ilginci bize de sürekli bu duyguyu aşılardı.

Zor ve çaresizliklerle geçen çocukluğun hediyesiydi bu ona.

Aman ha kimseye haksızlık yapmayın, kimseye sataşmayın, kimseyi küçük görmeyin. Kimseye hakaret etmeyin, kimseden âh almayın, kimseye zulmetmeyin, kimseye çelme takmayın, kimseye çamur atmayın…

Uzar giderdi bu liste.

Olur ya bir tartışmaya veya kavgaya karışırsak eve gelmeye korkardık çünkü kavga ettiklerimizi de kendi çocuğu gibi görürdü babam. Haşarı bir çocuk değildim ama zaman zaman yaptığım yaramazlıklardan sonra az ceza yemedim babamdan.

Çünkü babam için yapılan kavganın çok da açıklanabilir bir gerekçesi olmazdı.

 

Bir gün enteresan bir şey oldu.

Yanına çağırdı beni babam.

Sana bir öğüt vereceğim evlat, dedi.

(Ve mirastan güzeldir, babadan kalma öğüt. İbrahim Tenekeci)

Nasıl bir öğüt vereceğini az çok biliyordum.

Fakat bu sefer alışılmış cümlelerle başlamadı seremoni.

Bugüne kadar hep belâdan kaçtık, iyi de yaptık evlat, dedi. “Fakatttt” diye ekledi.

İşte bu “fakatttt” konuşmanın o güne kadar yapılanların dışına çıkacağının işaretiydi.

Olur ya bir gün belâ kapınıza dayanırsa…

 

Anahtar ifade buydu, belâ geldi kapıya dayandı.

Hiç tereddüt etmeyin hemen kapıyı açıverin ve ne gerekiyorsa yapın.

Kapınıza kadar gelen belâdan çekinirseniz, korkarsanız, kaçarsanız, gururunuzdan, şerefinizden, onurunuzdan olursunuz ve bir daha insan yüzüne çıkamazsınız, diye ekledi.

Devam etti.

“Evlat” dedi, “belâ kapıya kadar geldiyse hoş geldi, safa geldi.”

Başımızın üstünde yeri var.

Ben o günden sonra bu ifadeyi hep kullanırım: Belâ geldi hoş geldi.

Kalbimin en mutena yeri senindir aziz misafir.

 

Yazıya, bir dil ustasının dizeleriyle bitmek yaraşır.

Yüzyılın en güzel şiirlerinden biri olan bu metni okuyunuz, okutunuz isterim:

 

Ferhat

Akıntıya karşı yüzmektir hayat

Berbat bir havada

Azgın dalgalara karşı kulaç atmaktır

Kirli göleklerde şapkam da yüzer

 

Ferhat

Rüzgârda ateş yakmaktır hayat

Teşrin soğuğunda donmamak için

Rüzgâr söndürecek, sen yakacaksın

Evdeki ocağı ninem de yakar

 

Ferhat

Doludizgin giden bir attır hayat

Toynaklarından kıvılcımlar savrulan

Bir doru kısraktır

O uyuz eşeğe Sanço da biner

 

Ferhat

Bir ince sanattır hayat

Rakibine çelme takmadan

Kimseye çamur atmadan yaşamaktır

Milleti soyarak Nemrut da yaşar (Ali Akbaş, “Hayat”, Türk Edebiyatı Dergisi)

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muharrem Dayanç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'nın en önemli sorunu ne?
Tüm anketler