KÜÇÜREK ŞİİR OLUR MU?

KÜÇÜREK ŞİİR OLUR MU?

 Muharrem Dayanç

Annesi Geyveli, dolayısıyla hemşehrim olan Behçet Necatigil’in peş peşe okunduğunda birbirinin devamı olarak düşünülebilecek iki küçürek şiiri vardır.

Çocukça bir bakış açısıyla ve ironik bir yaklaşımla ölüm gerçeğini ele aldığı bu şiirlerine daha çok belli bir yaşın altındakilerin tutuştukları bir oyunun adını veren şair (lâdes) az sözle geniş bir çağrışım alanına kapı aralar. Kendisiyle lâdese tutuşulan “ölüm” olunca insanı derinden sarsar bu şiirler ve Orhan Veli söyleyişinden bir anda Yunus Emre katına sıçrayıverir.

İki şiiri sırasıyla okuyalım:

“Uzayacağa benzer,

Tutuştuğumuz lâdes.

 

İşi gücü bırakıp

Mezarlığa nâzır

Bir eve taşındım.

 

Ölüm, sen beni aldatamazsın,

Aklımda.”[1]

“Vaktiyle yazdığım gibi:

Uzayacağa benzer

Tutuştuğumuz lades.

 

Bak, kaç sene geçti

Aldatamadın beni

Ölüm kardeş!”[2]

 

Yaşlılıkla birlikte hastalıkları, ayrılıkları, gurbetleri ve bunların yanı sıra tevekkülü çağrıştıran ikinci lâdesin son dizesi yan yana görmeye alışık olmadığımız iki kelimeden oluşur: “Ölüm kardeş!” Türk ve dünya şiirinin kısa ama en trajik, yakıcı dizelerinden biridir bu.

Her okuyuşta, Karacaoğlan’dan, Ekrem’e, Hamit’e, Cahit Sıtkı’ya, Necip Fazıl’a, Fazıl Hüsnü’ye, Aşık Veysel’e kadar uzanan tarifsiz bir sızı yerleşiverir içime. Bütün yitirilenlerden sonra ölümle kardeş kardeş yaşamak ne ince ne sırlı söyleyiştir.

Bu söyleyiş, biraz şiire kafa yoran herkesin aklına yine aynı şairin kadere yaslanmış kabullenişini getirir:

“Niçin ölümden bahsediyorsun,

Bu sevda nerden esti?

Şairler yazmadan önce

Kimse ölümü sevmezdi.”[3]

 

Doğru söylüyor Necatigil, ölüm gibi yıkıcı/sarsıcı bir gerçeğe ancak sanatın gücüyle dayanabilir, direnebilir insan. Şiirin açtığı onarma ve aldanış imkânlarıyla hayata tutunabilir, kendini avutabilir. Yoksa içten duyumsanan bir ölüm bütün insanlığın sonunu getirebilir.

Geçen hafta kaleme aldığımız küçürek öykü merkezli yazımız az da olsa güzel tepkiler, eleştiriler aldı. Geri dönüş yapan okurların hatırına bu hafta da birkaç küçürek öykümüzü/denememizi/şiirimizi daha uçurmak isteriz edebiyat dostlarının güzelleştirdiği dünyalara.

Son zamanlarda hemen her gün birkaç küçürek yazı yazmayı alışkanlık hâline getirdim. Kendime yeni bir dil, tarz, söyleyiş bulmaya çalışıyorum anlayacağınız. Onlardan birini geçen hafta dostlarımla paylaştım.

Şöyleydi:

“Yazı yazan bir insanı en fazla heyecanlandıran yazılarının çok okunması değil, anlaşılmasıdır.

O yüzden yalnızdır yazarlar. 

Bilirler ki çok az insan anlar, ortak olur yazıdaki hayallere, düşüncelere.

Yazmak, yalnızlaşmaktır da. 

Kalabalıkların birlikte şarkı söylemesi elbette güzeldir, ama cemre tek tek düşer içimize.”

 

Böylece uzayıp gidiyordu yazı, işin aslı ve özü “az”da düğümleniyordu.

Az kelime, az cümle, az okur, az zaman. Bu yüzden zihnimin kenarından geçen imge bulutlarını kaybolmadan, yağmura, buhara dönüşmeden kâğıda aktarmak isterim, telaşım bundandır, heyecanım da.

Bilirim ki biraz oyalanırsam, geç kalırsam hava birdenbire berraklaşır ve mavi bir canavar her şeyimi yutuverir.

Kısaltmaları meşhurdur edebiyat severlerin.

Geçen hafta edebiyat âşığı bir dostumla sohbet ederken “Ömrümün son yıllarını “4K” ile şifreledim.” deyiverdim. Merak etti. “K”ları açıkladıktan sonra, biraz düşündü ve dördüncü “K”yi ekleyiverdi formüle. Şöyle oldu: “Kuş, kedi, kâğıt, kalem.” dedim. “Kahvesiz olmazzz” dedi. Haklıydı “4K” oracıkta “5K” oluverdi.

Yeni tekliflere açığım bu “K” bahsinde.

Sıra geldi birkaç küçürek denemeye. Metinlerin türü mü? Ben de bilmiyorum, siz nasıl kabul ederseniz öyle olsun.

*Bütün sabahları şiirle karşılayamazsın ama bütün sabahlar seninle şiir olurdu.

*İnsanın “su”yu da “sus”mak.

 İçimizde nadasa bırakılan kelimeleri, sevinçleri, hüzünleri o büyütüyor.

 Gülü de dikeni de beslemesi gibi yağmurun.

*Bir gün önce İstanbul’un tepeleriyle, tepelerindeki cicili bicili evleriyle, çiçek bahçeleriyle süslü bir semtinden geçtim.

Giderken de dönerken de zihnimin en yılgın köşesine bahar esintileri gibi güzel güzel parıltılar yansıyıverdi.

Neden sonra, yanımdakilere “İstanbul güzel, ben fakirmişim.” dediğim rivâyet ediliyor.

*En çok sessizlikten korkarım.

 Kötü haberlerin ayak sesleri saklıdır onlarda.

*Yaşanan zaman (ân) insanın kör noktasıdır.

 Bu yüzden geçmiş ve gelecekle aydınlatılması gerekir.

*Mutluluğun binlerce resmi çizilebilir, şiiri yazılabilir.

 Ama en güzel hâli sensin.

*Doğduğum ama doyamadığım nisan.

*Bulvarlar tanık olmayacak hasretime,

 O bir “köy” türküsünde saklı kalacak!

*Su vadiye girince her ses yankı kesilir.

*İnsan bazen kendi kurduğu bir cümlede kaybolabilir.

*Hani arkalardan gülen bir yüz, parlayan bir göz istemeden de olsa bir fotoğrafa karışır ya. Önde kasılanı, yüzünü gere gere (kibirle) objektiflere poz vereni görmeyiz de onu görürüz. 

(Gönül gözü...)

Bu yüzden;

arkada olmak,

gülen bir yüzle

parlayan bir gözle

iddiasız yaşamak ne güzeldir.

*Metrodayım.

On beş on altı yaşlarında bir genç yaşlı bir yolcuya yer vermek istiyor.

“Rahatsız olma evladım.” diyor yolcu. 

Israr ediyor genç, yumuşak bir el hareketiyle kalktığı yere doğru çekiyor onu ve “Olur mu beyamca!” diye de ekliyor.

Oturduğu yerden bir şeyler mırıldanıyor yolcu.

Dudaklarında üç kelimenin çiçek açtığını görüyorum:

“Allah razı olsun!”

* Hayatın insana sunduğu beklentisiz açılan ve bir daha kapanmayan kapının yok olmasıdır annesizlik.

Tedavisi ve telafisi olmayan bir gurbet.

Bir rüyayı bir daha görmek için dua etmeyi annesizlikten öğrenir insan.

Kabul eder bir daha gelmeyeceğini baharın.

Esmeyeceğini rüzgârın.

Tenha bir yer seçer, kavuşacağı günü bekler.

Sonra mı?

Sustuk işte!



[1] Varlık, Sayı: 219, 15 Ağustos 1942. (Behçet Necatigil, “Lâdes”, Şiirler 1938-1958 (Bütün Yapıtları), YKY, İstanbul 2000, s. 21.)
[2] Behçet Necatigil, “Lâdes”, Şiirler 1938-1958 (Bütün Yapıtları), YKY, İstanbul 2000, s. 102.
[3] İnsan, Sayı: 20, Şubat 1943. (Behçet Necatigil, “Gençken I”, Şiirler 1938-1958 (Bütün Yapıtları), YKY, İstanbul 2000, s. 34.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muharrem Dayanç - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.

03

Edebiyatçı - Ne güzel bir yazı kalemine sağlık hocam

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Haziran 19:06
04

Muharrem Dayanç - @Edebiyatçı 03 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim.

Deneme bütün türlerin anasıdır.

Denemeyi deniyoruz.

Saygıyla.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Haziran 23:59
01

Aysun Uslu - Nefis olmuş sayın hocam. Keyifle okudum. Allah sizin ömrünüzü uzatsın.

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 12 Haziran 10:30
02

Muharrem Dayanç - @Aysun Uslu 01 nolu yoruma cevabı: Çok teşekkür ederim.

Senin de imgelerin hiç solmasın Aysun Hocam.

Var olasın.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Haziran 12:14


Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?