Sakaryaspor şehri nasıl kenetledi ?

Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi ve televizyon spor yorumcusu Erdal Hoş, SAÜ Aktüel'de yayınlanan "Şehir, kimlik ve futbol" başlıklı yazısında Sakaryasporluluk üzerinden şehrin nasıl bütünleştiğini yazdı. Erdal Hoş'un "Şehir, kimlik ve futbol" başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz:

ŞEHİR KİMLİK VE FUTBOL

2019 Ramazan günü… Fakülteden geç çıktım. Kocaeli’ndeki evime gitmek yerine Adapazarı’nda oturan anneme iftara gitmeye karar verdim. Eve yaklaştıkça normalde olmaması gereken bir trafik yoğunluğu, ardından da yeşil siyah formalı, atkılı, bayraklı kalabalığı fark edince “maç varmış amma da uzaklaştık Sakaryaspor’dan” dedim.

Arabayı evin önüne park ederken kalabalık heyecanla stada doğru akıyordu.

Dayanamadım sele karıştım. “Gidip iftara kadar hiç değilse stadın etrafındaki atmosferi göreyim hatırlar canlansın” dedim. Aradan yarım saat geçti annemi aradım “Anne iftara gelemiyorum maça geçtim, teravih sonrası kahveni içmeye gelirim” dedim.

Aradan geçen o yarım saatte ne oldu gerçekten hatırlamıyorum. Kendimi elimde iftarlık köfte ekmek su ve ayran kale arkası tribününde buldum…

Her ne kadar Trabzonlu ve Trabzonsporlu olsak da rahmetli babam ve rahmetli kardeşimle ilk gittiğimiz maçlar Sakaryaspor maçlarıydı.

Galiba ben 6 yaşındayken babamın tayini sebebiyle gelip yerleştiğimiz bu şehirde kendimi “Sakaryalı” hissettiğim anlar sadece tribünde olduğum anlar oldu (Trabzonspor maçları hariç tabi…)

Lübnanlı bir kızın Lübnan milli takımının bir maçı sonrasında attığı tweet geldi aklıma bu cümleyi yazarken.

Şöyle diyordu. “Bu akşam milli maçtan sonra stadyumdan ayrılırken etrafıma baktım ve hayatımda ilk kez Lübnan’ın gerçekten bir ülke, bizim de bir ulus olduğumuzu hissettim”.

Lübnan kadar olmasa da Sakarya çok göç alan, kozmopolit ve gelenlerin kimliklerini belki eskisinden daha güçlü vurguladıkları bir şehir. Şimdilerde azalsa da tanıştığınız kişinin ilk sorusu şu olurdu benim çocukluğumda “Hangi millettensin?”.

Meali Laz, Çerkez, Manav, Abaza, Muhacir, Kürt, Arnavut, Boşnak…

Bunlardan hangisisin?

Göçle gelenlerin büyük ölçüde bir arada yaşadıklarını da göz önünde bulundurursak Sakaryalı olma hali hep ikinci planda ve “kerhen” kabul edildi.

Öyle köyler var ki mesela 100 sene önce gelmiş oldukları halde Trabzon ağzı Trabzon’da yaşayanlardan daha yerleşik dillerine.

Stadyumlar şehir sosyolojisinin prototipidir bir bakıma.

Şeref tribünü üst düzey bürokratları, numaralı tribün şehrin zenginlerini, kapalı tribün hali vakti yerinde esnafı, açık tribün orta direği ve kale arkaları varoşları temsil eder.

Bir anlamda maç günleri şehir stadyumda tüm unsurlarıyla yer alır.

Tam da bu sebeple bir şehri en iyi tanıyabileceğiniz yerler stadyumlardır.

90 dakika içinde bir şehrin tüm kesimlerinin nasıl sevindiğini nasıl üzüldüğünü, nasıl heyecanlandığını, nasıl sinirlendiğini düğünü ve cenazeyi temaşa edersiniz.

90 dakikaya sıkıştırılmış bir yaşam biçimi tezahür eder orada.

Üstelik bu 90 dakika bir anlamda toplumun tüm elbiselerinden sıyrılmış anını gösterir. Zira oyun insanın tüm diğer vasıflarından sıyrılıp bir “Homo Ludens” e yani oyun oynayan insana dönüştüğü ve adeta özüne döndüğü andır.

Zannedildiği gibi modern futbolda oyun oynayan sahadaki futbolcular değildir. Aksine onlar mesleklerini icra ederler. Bir “iş” yaparlar adına da “Show businnes” dedikleri…

Stadyumlarda oyun oynayan seyircidir. Tribündekilerdir çünkü oyun oynuyor olmanın alameti farikası oyunun gerçek hayat dönük bir geri dönüşü olmamasıdır.

Bu sebeple asıl oynayanlar almadan verenler yani izleyenlerdir. Bir 90 dakika boyunca hayatlarında hiçbir şeyi değiştirmeyecek bir maç için üzülen, ağlayan, gülen, hırçınlaşan, öfkesini kontrol eden, edemeyen şehrin tüm insanlarıdır. Ve o 90 dakika boyunca stadyumun tamamı “biz” olur bir tüzel kişilik kazanır…

Tam da bu tabloda ortaya çıkan “Tatangalar” ve “şehri tribünden sevme” anlayışı Sakaryalı olma bilincini bunca farklı kökenden insanın bu şehirde bir arada yaşamak ve “biz” olabilme anlayışını yönlendirdi.

Benim gibi eskisinden kopması mümkün olmayanları kenarda tutarsak, sahada başarılı olmasa bile Sakaryasporluluk, çekilen acılar, kaybetmeler bile daha da kenetledi insanları birbirine. “Biz” olmanın sadece başarılarda değil ortak tasada da piştiğin, olgunlaştığını kanıtlarcasına Sakaryaspor aşağı düştükçe tribünden şehri sevenlerin kurdukları dil “Sakaryalı” olma şuurunu pekiştirdi.

Bütün bu hikâye bize futbolun neden herhangi bir spor olmadığını ve neden ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor aslında.

Bana gelince artık Kocaeli’nde yaşıyorum ve bir yandan hala Trabzonspor’u dert ederken aynı anda hem Sakaryaspor hem Kocaelispor’un süper lige yükselmesini isteyen tek insan olmanın ayrıcalığını ve ağırlığını taşıyorum sırtımda.

Futbol bir yüktür ama taşıması keyifli bir yük….


Yazar: Öğr. Gör. Erdal Hoş
Redaksiyon: Arş. Gör. Dr. Işıl Şimşek

# SAKARYASPOR İLE İLİŞKİLİ:

26 Eki 2021 - 15:51 Sakarya- Spor --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?