'1999 depreminden daha iyi değiliz'

İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar, yönetim kurulu adına 17 Ağustos  1999 Depreminin yıldönümünde açıklama yaptı. Gürpınar yaptığı açıklamada, yapı stokları ve yapılan düzenlemelere bakıldığında bugün 1999 depreminden daha iyi olmadığımızı söyledi

Haber albümü için resme tıklayın

İnşaat Mühendisleri Odası Sakarya Şube Başkanı Hüsnü Gürpınar, yönetim kurulu adına 17 Ağustos  1999 Depreminin yıldönümünde açıklama yaptı.  Gürpınar, 17 Ağustos  1999 yılında yaşanan büyük depremin üzerinden 22 yıl geçtiğini ifade ederek, yaşanan can ve mal kayıpları itibariyle oda olarak 17 Ağustos 1999 depreminin bir ‘Milat’ olması gerektiğini ilan ettiklerini hatırlattı.  Bu 1999 depremin bugüne kadar geçen süre içinde ülkemizde bir çok depremin yaşandığını belirten Gürpınar, “2003 yılı Bingöl,2011 yılı Van ve 2020 yılının ocak ayında yaşadığımız Elazığ-Sivrice ve Ekim ayında yaşadığımız İzmir Depremleri de sonuçları bakımından oldukça acı oldu. Önemli ölçüde can ve mal kayıpları ortaya çıktı. İstanbul başta olmak üzere ülkemizin farklı yerlerinde yeni ve yıkıcı depremlerin olacağını biliyoruz.     İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız. 17 Ağustos 1999 Marmara depremi ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükünü omuzlarımızda, acısını ise kalbimiz de taşıyoruz” dedi.

SADECE CAN KAYBI DEĞİL

Depremin bu ülkenin gerçeği olduğunu ve 100  yıl içinde 110 bin insanımızın deprem nedeniyle hayatını kaybettiğini ve 700 bin’e yakın yapının yerle bir olduğunu hatırlatan Gürpınar, “Bilinmesi gerekir ki depremler sadece can kayıpları ortaya çıkarmaz. Meydana geldikleri bölgenin altyapısını ve ekonomik düzenini bozmakla kalmayıp oldukça ciddi sorunlar da yaratır. Bulaşıcı ve salgın hastalıklar, yaralanma, psikolojik sorunlar, sakat kalma, pazar kaybı, üretim ve gelir kaybı, enflasyon, acil yardım harcamaları, işsizlik ve planlanan yatırımların gecikmesi, çevrenin bozulması ve çevre sorunları gibi önemli sonuçlar doğurmaktadır. 17.Ağustos.1999 Depremi bu sonuçların tümünü ortaya çıkaran bir deprem olarak kayıtlara girmiştir. 17 Ağustos Depremiyle birlikte yaşamış olduğumuz depremler ve Ocak 2020 ile Ekim 2020 tarihlerinde yaşadığımız Elazığ-Sivrice ve İzmir Depremleri, yapı stokumuzun halen güvenli olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.

DEPREM TEHLİKESİ ALTINDAYIZ

"Kuzey Anadolu Fay Hattı" olarak bilinen ve zaman zaman doğudan batıya, batıdan doğuya ters istikamette yürüyen fay hattının, dünyanın en tehlikeli diri faylarından biri olduğunun hatırlatan Gürpınar, “Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi'ne uzanan, oradan da Yunanistan'a geçen bir fay hattıdır. Bu fay hattında oluşan her deprem başka bir depremi tetiklemektedir. Bu nedenle Kuzey Anadolu Fay Hattı(KAF) üzerinde sürekli olarak depremler olmaktadır.  KAF’ın Marmara Denizi içerisinde bulunan önemlice bir kısmı sürekli olarak enerji biriktirdiği için İstanbul başta olmak üzere ilimiz Sakarya’nın da içinde bulunduğu Tekirdağ, Çanakkale, Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir gibi çevre iller sürekli olarak deprem tehlikesi altında bulunmaktadırlar. Bu nedenle büyüklüğü 7,4 olan 17 Ağustos Gölcük ve Arifiye merkezli deprem; başta İstanbul olmak üzere çevre illeri büyük ölçüde etkilemiştir. En büyük can kayıpları Kocaeli ve ilimiz Sakarya ile Yalova'da ortaya çıkmıştır. 16 ilimiz bu depremden etkilenmiştir. İstanbul’un beklediği deprem de ilimiz Sakarya’yı ve diğer illerimizi önemli ölçüde etkileyecektir” dedi.

1999 DEPREMİNDEN DAHA İYİ DEĞİLİZ

Ülke tarihinde milat olabilecek bir çok depremin yaşandığını vurgulayan Gürpınar, “Önemli ölçüde bir yıkım yaratan 17 Ağustos 1999 Gölcük ve Arifiye Merkezli Deprem ile 12 Kasım 1999 Düzce Depremleri bir “MİLAT” olabildi mi? Yeterli ölçüde ders alındı mı?  Yapı Stokunun Mevcut Durumu Ve Yapı Üretim Anlayışımız değişti mi? 17 Ağustos 1999 tarihinden bu yana 22 yıl geçmesine rağmen, her an deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkemizde, kısa süreli ve acil olan bazı önlemlerin bile alınmadığı, para uğruna var olan risklere yeni risklerin eklendiği görülmektedir. Üzülerek söylemek gerekir ki; deprem güvenliği bakımından 1999 yılından daha iyi durumda değiliz”  şeklinde açıklama yaptı.

GÜNÜ KURTARMA ÇALIŞMASI

Birçok kentimizin "1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı" olmadığını, olanların ise günü birlik kararlarla bozulduğunun altını çizen Gürpınar şöyle devam etti, “Yerel yönetimlerin uygun görmediği kararları çoğu kez merkezi yönetim olumlu bularak karar vermekte ve giderek kentlerin plan bütünlüğü bozulmaktadır.  Açıkçası deprem tehlikesi altında bulunan kentlerimizde gerek konut nitelikli yapılarımız, gerekse kamu yapılarımızla birlikte endüstri tesislerimizin büyük oranda deprem güvenlikleri yoktur. Özellikle 1999 yılından önce üretilmiş olan yapılar halen varlıklarını sürdürüyorlar. Bu yapıların yıkılıp yeniden yapılmaları veya önemlice bir kısmının güçlendirilmiş olmaları gerekirdi. Son olarak yaşamış olduğumuz Elazığ-Sivrice, Bingöl-Karlıova ve İzmir depremleri yapı stokumuzun ciddi bir deprem riski altında bulunduğunu bir kez daha göstermiştir. Var olan yapı stokunun deprem riski giderilememiş, "yara sarma" anlayışıyla günün kurtarılmasına çalışılmıştır.”

‘MÜHENDİSLER AF ETMEYECEK’

Bugün kamu kurumlarından, okullara, hastanelere kadar bir çok yapının güvensiz olduğu hatırlatan Gürpınar. “Ayrıca teknik ve bilimsel bir sistem bütünlüğü kurulmadığı için 1999 sonrası dönemde üretilmiş olan yapıların güvenli olup olmadığını yaşanacak depremlerle sınamış olacağız. İlimiz Sakarya’da özellikle Asmolen Döşemeli yapıların çoğalması bizi endişelendirmektedir.  “Yap” da nasıl yaparsan yap anlayışı inşaat sektörüne hakim olmuştur. Öte yandan Türk İmar Tarihinin bugüne kadar ki en kapsamlı imar affı olan bu düzenleme ile hiçbir mühendislik hizmeti almayan ve bu kanun kapsamında mühendislik hizmeti alması talep bile edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca, sadece mal sahibinin beyanı ile kayıt altına alınarak yasal statü kazanmıştır. "AF KONUSU" her seferinde "bu son denilerek" 26 kez yenilenmiştir.  24 Haziran 2018 seçimleri öncesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın öncülüğünde, TBMM tarafından oybirliği ile ülke tarihinin en kapsamlı "İMAR AFFI" çıkarılmıştır. Çevre ve Şehircilik

Eski Bakanı Sayın Özahaseki, "Mühendislere 2-3 bin lira verilmemesi için mal sahibinin beyanını esas aldık" diyerek, depremde yıkılacak yapıların yıkılma gerekçesini tartışılmayacak bir şekilde ortaya koymuştur. Açıkçası mühendis ve mimarların yok sayıldığı bir ülke de "güvenli yapı üretilmesi  olanaklı değildir. Mühendisin varlığını, bilgisini, uzmanlığını parayla ölçenleri mühendisler hiçbir zaman unutmayacak ve affetmeyeceklerdir” dedi

TEMEL SORUNA VURGU

‘Temel sorun yara sarmak değil, insanlarımızı yıkılacak yapıların altında bırakmamaktır’  diyerek açıklamasına devam eden Gürpınar, “Yoksa yıkılan yapıların altında kalan insanlara ulaşarak onları kurtarmanın kolay olmadığını, hatta mümkün olmadığını unutmamak gerekir. "İmar Barışı" denen bu afla deprem güvenliği ve mühendislik mesleği hiçe sayılarak toplumun can ve mal güvenliği yapı sahibinin "beyanına" teslim edilmiştir. Hiçbir yapı sahibi “yapım güvenli değildir diye beyanda” bulunmamıştır. Nitekim 17 Ağustos 1999 ve 2011 Van Depremlerinden bile hiçbir dersin çıkarılmadığı, siyasetin bilimin önünde olduğu görülmüş, halkımızın can ve mal güvenliği tehlikeye atılmıştır.

PLANLAMA YAPILAŞMA VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

Nasıl ki 1999 depremleri yapı imalatı ile ilgili dinamiklerin değişmesi ve yapı denetim sisteminin kurulması için bir milat olarak kabul edildiyse, 2011 Van Depremi de "Kentsel Dönüşüm" için milat olarak kabul edildi. 2012 yılında 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu ile yasalaştı. Hafif hasarla atlatılması gereken depremlerde dahi yapıların kullanılamaz hale gelmesi ve can kayıplarının ortaya çıkması, mevcut yapılardaki tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Ülkemizde yaklaşık yirmi milyon yapı bulunmakta, ancak bu yapı stokunun ayrıntılı bir envanteri çıkarılmadığı için depremlerde bir bütün olarak bu yapıların nasıl bir davranış gösterecekleri bilinmemektedir. İlimiz Sakarya’da da bu anlamda 17.Ağustos.1999 Depremini az hasarlı veya hasarsız atlatmış bulunan, yürürlükte bulunan Deprem Yönetmeliğinin istediği güvenlik şartlarını sağlamayan bina bazında 7000 adet, bağımsız bölüm olarak da 20.000 adet konut ve işyerimiz mevcut olup, bu yapıların önümüzdeki depremlerde nasıl davranacağı belli olmadığından potansiyel tehlike olarak karşımızda durmakta, olası bir depremde can güvenliğimiz için tehlike arz etmektedir. Depreme karşı kentlerimizi ve binalarımızı hazır hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm projelerinin bu amaca ne kadar hizmet ettiği tartışmalı olmakla birlikte, kamu binalarının akıbeti ise belirsizliğini korumaktadır.

‘KEYFİLİK VE HUKUKSUZLUK’

"Riskli alan", "riskli yapı" belirlenmesindeki adaletsizlik, keyfilik ve hukuksuzluk hak kayıplarına yol açmıştır. Depreme karşı yapı stokunu güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni sorun alanları yaratmaktadır. İlimiz özelinde Hendek ve Sapanca ilçeleri ile Erenler ilçesi Küpçüler bölgesinde yapılan Kentsel Dönüşüm çalışmaları. Daire alanlarının küçülmesi kat sayısı ve daire sayısının artmasına neden olmakta, aynı sokak ve mahallenin alt yapısı aynı kalmasına rağmen, aile sayısı ve nüfusun artması kentin demografik yapısını bozarak, fiziksel eşikleri zorlamakta, yeni trafik ve alt yapı sorunları yaratmaktadır. Üstelik kentsel dönüşüm projeleri deprem riskinin fazla olduğu yerlerden başlatılmamıştır. İlimiz Sakarya’da yapılan Hendek, Sapanca, Erenler – Küpçüler kentsel dönüşüm çalışmalarında ve Serdivan Cadde54 projesinde olduğu gibi” dedi

NELER YAPILMALI?

Depreme ve güvenlik yapılara karşı yapılması gerekenlerini de sıralayan Gürpınar, “Bir doğa olayı olan depremin ülkemizde afete dönüştüğü yaşanarak görüldü ve öğrenildi. Artık ülkemiz de bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar. Sorun açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Geniş bir seferberliğe, geniş bir işbirliğine ihtiyaç vardır.

YETKİLERİ AZALTILDI

Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken Odamız ve diğer meslek odalarının yetkileri giderek bilinçli bir şekilde azaltılmış hatta ortadan kaldırılmıştır. Meslek Odaları Anayasal kurumlardır. Devlet işlerinin düzenli yürümesi için Anayasal Kurumların işlerini iyi ve doğru yapmaları gerekir. Oysa karar vericiler, Meslek Odaları gibi önemli kuruluşların görevlerini yapmaması için her türlü olumsuzluğu onların karşısına dikiyorlar. Bu anlayış sürdüğü müddetçe deprem ve diğer afetlerle baş etmenin imkansız olduğunu bilmeleri gerekir. Bugünkü yönetim  anlayışının devam etmesi durumunda insanlarımız beton yığınları altında kalacak, yara sarma anlayışı ortaya çıkacak olan acıları hiçbir zaman dindiremeyecektir. Açıklıkla söylenebilir ki bugün ticari kaygı teknik kaygının önüne geçmiş, bilgi, beceri ve liyakat sahibi yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri almıştır. Meslek odası, üniversiteler ve endüstri kuruluşları arasında olması gereken işbirlikleri görmezden gelinerek yok sayılmıştır. Bu anlayış değişmelidir.

KAÇAK YAPI VE KATLAR

İmar barışı nedeniyle kaçak ve mühendislik hizmeti almayan veya eksik alan yapılar Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerinin arşivinde toplanmış bulunuyor. Öncelikle kaçak olarak yapılan veya ruhsatlı olup da mühendislik hizmeti almadan taşıyıcı sisteminde oynanan, üzerine yeni kaçak katlar yapılan yapıların yaşanacak bir depremde ayakta kalma şansları yoktur. Bu yapılar öncelikle yıkılmalıdır.  Kıt kanaat geçinmeye çalışan insanların yapılarını deprem güvenlikli hale getirmeleri mümkün değildir. Sosyal Devlet anlayışı çerçevesinde konut stoku yenilenmelidir.

MÜHENDİSLER DENETLEMELİ

Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili olarak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapmak gerekir. Çünkü yapı denetimi güvenli yapıların üretilmesini sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önlemenin güvencesidir. Mesleki ve ahlaki yetkinliği dikkate alan ve meslek Odaları tarafından belgelendirilen Mühendis ve Mimarların "Özne olduğu" bir Yapı Denetim Sisteminin kurulması zorunludur. Açıkçası planlama ve tasarım aşamasından yapının kullanım aşamasına kadar geçen tüm süreçler, mesleki ve etik yeterliliğe sahip mühendisler tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.

ŞANTİYE ŞEFLİĞİ SORUNU

Yapı üretim sürecinin önemli bir parçası olması gereken "Şantiye Şefliği" konusu çözümün değil, sorunun bir parçası olmuştur. Farklı meslek disiplinleri ve uzmanlık alanları dikkate alınmadan şantiye şeflerinin görevlendirilmesi, bilime ve bilgiye aykırıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu sorun olmayı sürdürüyor. İş kazaları ve ölümlü iş kazaları sıralamasında dünyanın önünde gelen bir ülkeyiz. Yapıyı tanımayan fakat işçi sağlığı ve İş güvenliği uzmanlık belgesine sahip olan insanların yapı alanında işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olarak çalışmaları kabul edilemez.  Ruhsatlardan Mühendis ve Mimarları imzalarının kaldırılmış olması mahkeme kararıyla geri alınmıştır. Deprem başta olmak üzere birçok doğa olayını oldukça sık yaşayan ülkemiz de bu durum sorun çözen değil sorun yaşatan olmuştur. Mesleki yetkinlik ve kaliteli hizmet üretimini zaafa uğratmıştır.

'BÜYÜK RİSK ALTINDAYIZ'

Yeni yapılacak olan yapıların, "Bina Deprem Yönetmeliği" dikkate alınarak bilim, teknoloji ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılması can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Var olan yapı stokumuz güvenli olmaktan uzaktır. Üretilecek olan yapılarla ilgili olarak yer seçim kararlarından zemin- yapı ilişkisine, doğru bir tasarımdan, yapı üretim evrelerinin bilgiye dayalı bir anlayışla denetlenmesine kadar bütünlüklü bir yapı üretim sisteminin kurulmasına ihtiyaç var. 17 Ağustos 1999 Gölcük ve Arifiye merkezli Depremden bugüne kadar geçen 22 yıl içinde zaman zaman doğru çalışmalar da yapılmıştır. Fakat yapılmış olan bu çalışmalar ya uygulama alanı bulmamış veya bir süre uygulanarak daha sonra ortadan kaldırılmıştır. Yaşamış olduğumuz orta büyüklükteki bir depremde bile yapıların yıkılması yapı stokumuzun büyük bir riskle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ayrıca kendi kendisine yıkılan yapıların varlığı ve tümüyle kaçak olarak yapılan yapıların af kapsamına alınmış olmaları da kentlerimizin büyük bir risk altında olduğunun önemli bir işaretidir” dedi

16 Ağu 2021 - 12:02 Sakarya- Gündem --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'da yaşadığın için mutlu musun?