Vefatının 12. yılında Hüsnü Gürsel

23 Nisan 2009'da vefat eden Sakaryalı fotoğraf sanatçısı Hüsnü Gürsel'i 12'inci yıl dönümünde rahmetle anarken Yazar Fahri Tuna'nın 2005 yılında Irmak Dergisi'nde yayınlanan Hüsnü Gürsel portresini dikkatinize sunuyoruz.

+3
Haber albümü için resme tıklayın

BİR GÜZEL ADAM: HÜSNÜ GÜRSEL HOCA

Fahri Tuna

“Sessiz yaşadım kim nereden bilecektir” şeklinde; kendi hayatını özetleyen bir mısraı vardır Mehmet Akif’in.
Sakarya’mızda da dev bir sanatçı yaşıyor senelerdir; sessiz, protokolsüz, mihnetsiz: Hüsnü Gürsel.
3 Ocak 2005 günü sekseninci yaşını doldurdu Hüsnü Hoca.
“İnsanların isimlerinden nasibi vardır” der bir Türk atasözü. Çok düşünmüşümdür bu söz üzerine; çoğu kez de hak vermişimdir söz konusu hükme.
Araştıralım; “Hüsnü” veya “Hüsün” ne demek: “Güzellik, rağbet edilen veya sevilen şey”, Ragıp El-İsfehani’ye göre, “halk dilinde genellikle göze hitap eden güzellik anlamında”, “Kur’an-ı Kerim’de kalp gözünün güzel kabul ettiği şey”, özetle “günlük dilde estetik, Kur’an dilinde ahlak terimi” (1) olarak kullanılmaktadır.
Evet evet; bir adama ismi ancak bu kadar yakışabilir:

“Estetik” ve “ahlak”. Onu en yakından tanıyan beş on kişiden biri olarak, yemin ederek söyleyebilirim ki, Hüsnü Gürsel; tümüyle estetik ve ahlaktan müteşekkil bir sanat ve beyefendilik abidesidir.

Adını duyardım, ansiklopedilerde fotoğraflarını görürdüm, ama onunla tanışmamız 1991 yılında “Sakarya Sanat Adamları” (2) başlıklı yazı dizim nedeniyledir; o güne kadar “uzaktan” görüp duyduğum “saygı”, o günden itibaren “sevgi” ve “dostluğa” dönüşmüştür.

Tanışmamızın üzerinden on beş yıla yakın süre geçmiş; 80 yaşındaki bu dev çınarla, bu süre zarfında çok yolculuğumuz oldu, çok olaylar yaşadık, çok jüri üyeliklerinde bulunduk, çok sergiler açtık, çok haksız suçlamalara maruz kaldık ama işin güzel yanı, hocayla birlikte bir çok güzelliklere imza attık.

Örneğin; Sakarya Valiliği’nce 1994’de yayımlanan “Geçmişten Günümüze Sakarya” ve 2004’te yayımlanan “Yedi Renk Yedi İklim: Sakarya” yıllıklarının hazırlıklarında en büyük çileyi ikimiz çektik; Adapazarı Büyükşehir Belediyesi’nce yayınlanan “Dünden Bugüne Adapazarı”nın en büyük yükü ikimizin omuzlarından geçti, Şenol Demiröz’ün ve İbrahim Zaman’ın katkılarıyla 2001 şubatında Cemal Reşit Rey’de açılan “50. Sanat Yılında Hüsnü Gürsel” Sergisini ikimiz kotardık.

Evet; on beş yılda birlikte görev ve sorumluluk üstlendiğimiz yüzlerce etkinlikten sadece bir kaçı...
2005 yılı itibariyle bugün Adapazarı’nda bir kültür-sanat ortamından söz edilebiliyorsa; bu ortamın oluşmasındaki toplam katkı, gayret ve payın yarısı, - abartısız söylüyorum - tek başına Hüsnü Gürsel Hocanındır.

O, Taraklı Karagöl Yaylası’nda rastladığı Çoban İsmail’e kendisini anlatırken de “bendeniz emekli resim iş öğretmeni Hüsnü Gürsel”dir, Kültür Bakanı İstemihan Talay’a kendisini takdimde “bendeniz emekli resim iş öğretmeni Hüsnü Gürsel”dir; yapmacıksız, abartısız, tekellüfsüz, kibirsiz. İnsanlara aynı bakabilen, aynı görebilen, aynı mesafede durabilen, aynı mesafeden hitap edebilen bir halk kahramanıdır o.

Siz onu ve sanatını tanımıyor, ödüllerini bilmiyorsanız eğer; o sizin için ak saçlı, spor giyimli, dik yürüyüşlü, ciddi bakışlı bir adamdır.

03 Ocak 1341 tarihinde Adapazarı’nda Sakarya İlkokulu’nun yan sokağında doğar; son 1341’lidir; zira 1926’da takvim devrimi gerçekleşir; rumî-hicrî takvimden miladi takvime geçilmiştir ya; 1925’lidir yani...
Selanik Sarışaban Köyü’nden 1915’de Adapazarı’na yerleşen Vehbi Amca’yla Bakiye Teyze’nin ikinci çocuğudur. Vehbi Amca, o 6 yaşındayken Kayalar Reşitbey Köyü’ne bakkal açınca, çocukluğu orada geçer.

İlkokulu Kayalar Memduhiye’de okur.

Adapazarı Ortaokulu’nun yeni binasının (bugün Büyükşehir binası) ilk öğrencilerindendir; 1938-41 yıllarında, aralarında ünlü ressam-heykeltıraş Mustafa Tömekçe’nin de bulunduğu arkadaşlarıyla birlikte okur; ardından Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’nu bitirir; sonra da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Öğretmenliğinden mezuniyet...

Kastamonu Göl Köy Enstitüsü’nde başlayıp, mezun olduğu Adapazarı Ortaokulunda sona eren 32 senelik Resim-iş öğretmenliği.
Fotoğraf ateşini yüreğine, Resim-İş Bölümünde fotoğraf dersine giren Türkiye’nin ilk fotoğraf sanatçısı Şinasi Barutçu düşürür. (3) Ve ardından 80 yaşındaki çınarın fotoğrafla geçen, fotoğrafla zenginleşen, fotoğrafla güzelleşen 55 sanat yılı...
Türkiye’nin uluslar arası alanda – belki de – en tanınmış fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar’ın Hüsnü Beyin fotoğrafları hakkındaki görüşü: “Fotoğraf dünyasına yaşam biçimi olarak ilk adım attığım günlerde, ülkemizde benden daha eski olan fotoğraf sanatçılarının yapıtlarını keşfetmeye çalışıyordum.

İşte Hüsnü Gürsel’in fotoğrafları o zamandan beri beni etkilemiş, hatta kimi yerde kendi tarzıma yön vermişti. Nedeni basit: Hüsnü Gürsel’in fotoğraflarında biçim olarak benimsediğim tüm öğeler bulunuyor... Sağlam kompozisyon, estetik yerleştirmeler, ışık bilgisi ve renk hakimiyeti.”(4)

Doğrusu ben Hüsnü Gürsel’i hep İbrahim Zaman’la birlikte düşünürüm. Birbirini bu kadar iyi anlayan, birbirini bu kadar iyi tamamlayan, birbirine bu kadar bağlı ve saygılı, birbirini bu kadar zenginleştiren başka ikili hatırlamıyorum.
Herkesi tanımlayan bir kelime vardır sözlüğümüzde; “kral” denilince Aykut Kocaman gelir akla örneğin; “üstad” denilince bazılarına Necip Fazıl, “şair” Faik Baysal, “çizer” Osman Suroğlu’dur. Bizim kültür-sanat camiamızda “Hoca”, Hüsnü Gürsel’dir tartışmasız. Her karşılaşmamızda, her telefon görüşmemizde İbrahim Zaman’ın ilk sorusu – tartışmasız – “Hocam nasıl? Ne yapıyor”dur zaten.

Hüsnü Hoca, hepimiz için “mihenk taşı”dır her zaman;”denge”dir, “ölçü”dür.

Son on beş yılda en sık görüştüklerinden biri benim; yüzlerce kez görüştük; onlarca kez yolculuk yaptık; bir çok organizasyonda ortak sorumluluklar üstlendik; daha bir tek kez “siyaset” konuştuğunu görmedim, duymadım. Onu iyi tanıyan hemen herkese, çocuklarına da sordum; “siyaset konuşmaz, çünkü hoşlanmaz” dediler. Sanatına ve işine “siyaseti”, “ideolojisini” karıştırdığını gören, bilen, duyan yok.... “Siyaset” konuşulursa sadece dinliyor, ama hiçbir yorum yapmıyor. Ama bir yönünden eminiz; koyu bir Atatürkçü olduğundan...


Hep ciddidir; hep sorumlu; hep hizmete hazır... Mutlaka her zaman saygılı.
Gerçek bir saygı abidesidir.
“Efendim” kelimesi diline o kadar çok yakışıyor ki.
Sık kullandığı cümleleri vardır, atasözleri, deyimleri vardır hepimiz gibi; “davulcu öksürüğü gibi güme gitmesin” der, “üniversitemiz yüksekte ya, tepeden bakıyor hepimize” der, selamı çoğu zaman “hayırlı günler”, “hayırlı akşamlar”dır.
“Nasılsınız hocam?” sorusunu “idare ediyoruz, ne de olsa eski memuruz” diye şakayla cevaplar bazen.
Mükemmel eserler üreten bir sanatçı olduğu kadar, mükemmel bir dost, mükemmel bir arkadaş, mükemmel bir eş, mükemmel bir babadır da.
Hayatının her anında aynı, her anında “ders veriyor” gibidir.
Örneğin; 1999 Depreminden birkaç ay sonra Acıbadem Hastanesi’nde by-pas olmuş, dört damarı değiştirilmiş, uzun süre yoğun bakım ve hastanede kalmıştır. 3-4 ay sonra Adapazarı’na döndüğünde, hastanede veya oğlunun evinde dinlenirken kim telgraf çektiyse, telefon edip geçmiş olsun dediyse, tek tek ziyaret ederek teşekkür etmiş; hepimize yine bir insanlık dersi vermiştir.

Hüsnü Hoca’ya karşı çıkabilir, eleştirebilir, kabul etmeyebilirsiniz; saygıyla dinler, “efendim arz edeyim” diyerek açıklamasını yapar, görüş ve eleştirilerinizi “kabul etmese” de, samimi olarak “saygı” duyar; ama “onuruna asla dokunamazsınız!”

İşte o zaman “yaralı bir aslan misali” kükrer.

Bu türden kükremelerine seyrek de olsa şahit oldum;

1994 Sakarya Vilayet Yıllığını hazırlıyorduk kurul olarak; Hasan Kurtiç, Hayati Kerget, Ömer Sevinçgül, Nadir Latif İslam ve ben “yazım kurulu”ndaydık, o ise fotoğrafları çekiyordu; tıpkı 1967, 1973, 1998 ve 2004 Vilayet Yıllıklarının da fotoğraflarını çektiği gibi. Çekimlerle ilgili dönemin valisi “param yok ki, olsa cebimden vereyim” şeklinde çıkışınca, Hüsnü Hoca “efendim, benim de param olsa bütün masrafları kendim karşılar, kitabı da kendim bastırır şehre armağan ederdim” deyip odayı terk etmiştir; nice yalvarmalar, özür dilemeler, eve kadar gelmeler sonucunda ikna edilebilmiştir.


Hüsnü Hoca’nın temel vasıflarından biri de “tutumluluğu”dur; her şeyinde tutumludur: Zamanını tutumlu kullanır, o nedenle “dakik”tir, söz verdiği dakikada “kesin orada”dır. Parasını tutumlu kullanır. En önemlisi de fotoğraf çekimlerinde çok dikkatlidir; ”ben köylü avcı gibiyimdir, sağlam atarım, İbrahim’le (Zaman) Sabit Bey (Prof.Dr. Sabit Kalfagil) şehirli avcıdırlar, bol film kullanırlar” diye anlatır.

Pişmanlıkları yoktur; bir konu hariç: “1960’lı yıllarda Sakarya’nın demirbaşlarının portrelerini çekemediğime hayıflanırım, örneğin bir Cevat Adapazarlı’yı, bir Halit Molla’yı çekmeliydim” der zaman zaman.

Hüsnü Gürsel, yaptıkları, çektikleri, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla Adapazarı’nın yüz akıdır.
Shakspeare’in dediği gibi; “güzel insanlar güzel atlara binip” gidecekler bir gün.
Biz diyoruz ki; Adapazarı’nda Hüsnü Gürsel adında güzel bir adam yaşıyor.
Ne mutlu onu fark edene,
Ne mutlu onu tanıyanlara, dost olanlara...

Fahri Tuna'nın notu : Bu yazı 2005 yılında Irmak Dergisi'nde yayımlanmıştır. Hüsnü hocamızı bir 23 nisan günü (2009) uğurlamıştık ötelere. ölümünün 12. yıldönümünde Hüsnü Gürsel hocamı rahmetle şükranla ve minnetle anıyorum. ruhu şad olsun.

23 Nis 2021 - 15:35 - Yaşam --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'nın yeni OSB'lere ihtiyacı var mı?