Hem ağabeyini, hem CHP'yi eleştirdi

AKP'den 2018 seçimlerinde Sakarya Milletvekili Aday Adayı olan Cem Sahir İslam, ağabeyi Cihangir İslam CHP rozetini taktığı gün hem ağabeyini hem CHP'yi eleştirdi.

Babaları Avukat Nadir Latif İslam 80 darbesi öncesinde Adalet Partisi Sakarya Milletvekilliği yaptı. TBMM'de Adalet Komisyon Başkanlığı da yapan Nadir Latif İslam halen Sakarya'da yaşamını sürdürüyor.

Oğullarından Bahadır İslam, 24. dönem Sakarya milletvekili ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur Küllahlıoğlu İslam ile evlidir.

Diğer oğlu 27. dönem İstanbul milletvekili Nazır Cihangir İslam ise 2010 ila 2016 yılları arasında 21. dönem İstanbul milletvekili Merve Kavakcı ile evli kalmıştı. HAS Parti'nin kurucuları arasındaydı. HAS Parti AKP ile birleşirken şiddetle karşı çıklıştı.

24 Haziran 2018 seçimlerinde Millet ititfakı içinde yer alan Saadet Partisi kontenjanından CHP sıralamasından İstanbul Milletvekili seçildi.

Bir müddet Saadet Partisi Milletvekili olarak kaldıktan sonra partiden istifa edip bağımsız kalmayı tercih etti.

Nadir Latif İslam'ın bir diğer oğlu ise aynı seçimde Cem Sahir İslam ise Sakarya'dan AKP Milletvekili aday adayı oldu.

Ancak aday gösterilmedi.

Dün Cihangir İslam'ın CHP rozeti takması siyaset kulislerinde büyük yankı uyandırdı.

Aynı gün kardeşi Cem Sahir İslam medyamidas.com isimli internet sitesinde ağabeyinin CHP'ye katılımını Stocholm sendromu şekilde yorumladı ve CHP'yi çok sert bir dille eleştirdi.

İşte kardeş İslam'ın o yazısı:

Geçmişin kudretli CHP’si içine girdiği, geri dönüşsüz tükeniş sürecinin iliklerine kadar farkında ve bunu saçmalama düzeyinin artışından anlıyoruz. Artık sadece Kemalist tabanını değil, elde kalan daha marjinal ve/veya sebepsizce adanmış tabanını da çileden çıkaracak işler yapıyor. Yakın zamanda ya ortada CHP diye bir şey kalmayacak veya o elde kalan şey artık CHP olmayacak. Bugün, özellikle bu sürecin önemli kırılmalarından biri olacak.

Şimdi, önümüzdeki günlerde daha çok örneğini göreceğimiz ve “yok daha neler” diyeceğimiz çığırından çıkmış hallerini bırakalım da partinin kolu kanadı nasıl budandı da böyle çırpınmaya, çırpındıkça kan kaybetmeye başladı, ona bakalım.

Önce Biraz Tarih

27 Mayıs yaklaşırken CHP, bir yandan öğrenci olaylarının altyapısını hazırlayarak kışkırtıyor, diğer yandan akademisyenleri mobilize ediyor, en önemlisi yargı mensupları ve ordu üst düzeyinin orkestrasyonunu icra ediyordu. CHP matbuatıysa, her birinin sonradan yalan olduğu ortaya çıkan, DP aleyhine akıl almaz haberleri kamuoyunun üzerine boca ediyordu. Tüm bunlar olurken CHP, doğrudan ortada gözükmüyor, başka aktörlerle, kimi zaman tek parti döneminde defterini dürmeye çalıştığı figürlerle yol alıyor, izini belli etmemeye çalışıyordu. Ama elbette kokusu kalıyordu.

Öyle ki CHP, siyaset doğal akışında gitse, DP’nin gerçekten siyasî hataları masaya yatırılsa, makul şeyler söylense belki bir nebze lehine çevirebileceği atmosferi elinin tersiyle itiyor, gerginliğin dozunu artırıyordu. Çünkü aslında devlet aygıtında güçlü yer tutmuş yandaşlarının nefretinin kamuoyunca benimsenmesini arzuluyor ve 27 Mayıs’ın taşlarını bu yolla döşemek istiyordu. Çünkü “adalet” diyordu ama bir intikam için yanıp tutuşuyordu. 

Peki Neden?

Çünkü sadece bir askerî müdahaleyle DP’yi indirmeyi değil, sonrasında seçim yoluyla yeniden iktidara gelmeyi hedefliyordu. Hem devlet bürokrasisindeki etkinliğini kaybetmemesi hem de halk nezdinde çoğunluğu eline geçirmesi lazımdı. Zira devlet memurlarının, asker/sivil bürokrasinin kahir ekseriyeti hâlâ CHP’liydi ama şu seçim denen “bela”  başlarına “musallat” olmuştu ve halk mütemadiyen reyini DP’ye veriyordu.

Ne Yapmalıydı?

O halde önce DP’den, ne pahasına olursa olsun kurtulmalı, eş zamanlı olarak da DP’lileri “sokağa çıkamayacak” hale getirircesine itibarsızlaştırıp kamuoyu sempatisini kendi yönüne çevirmeliydi. Böylelikle “memur partisi” CHP, eski günlerine dönecek ve ülkenin varlığını kendi sınıflarına aktaracaktı.

Peki, Ne Oldu? 

Ama gerek darbenin öncesindeki yalan kıyma makinesi haberleri olsun gerekse Yassıada’daki başlıkları dahi itibar zedelemek üzere kurgulanmış davalar olsun ne DP sempatisini azalttı ne de CHP’ye 1973 seçimlerine kadar gün yüz gösterdi. 

Öyle ki 1957 seçimlerinde aldığı %41 oy bile, 27 Mayıs sonrası seçimlerde 1961’de %35’e 1965’te %28 lere (aynı seçimde AP %53), 1969’da %27’lere kadar düşmüştü. Oyunun bütün kuralları adeta onun lehine yeniden düzenlenmiş olmasına ve bütün sahne onun için dekore edilmesine rağmen oy kaybetmişti. Ülkenin “mirasyedi şımarık çocuğu” ne yapsanız dikiş tutturamıyordu. Buna rağmen, bürokrasideki CHP baskınlığı hiç zayıflamadı, aksine muhkem hale geldi.

Bu tabloyu 1973 ve 1977 seçimlerinde Ecevit rüzgârı değiştirdi. Yani CHP’nin kendi klasik siyaseti hiçbir işe yaramadı, değişim öneren ve daha doğal kurallarla oynayan siyaset ilerleme sağladı. Gelin görün ki o bile 12 Eylül’den önceki son Senato üçte bir yenileme seçimleri ve yerel seçimlerde aşınmaya başlamıştı. Çünkü can çıksa huy çıkmıyordu; CHP bildiğimiz CHP’ydi.

Gelelim 2007 Krizine

2002 sonunda iktidara gelen AK Parti’nin kamuoyu araştırmalarındaki oy oranı hızla yükselmiş %50’lere yaklaşmıştı. Dahası, Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı ve TBMM’de yapılacaktı ki orada da açık ara çoğunluk AK Parti’deydi. 

Ve sırasıyla 367 tartışması, 27 Nisan e-Muhtırası ve Cumhuriyet Mitingleri’nin startı veridi. Ülke bir girdaba sokulup bir oldubittiye getirilmek istendi. Akademi, hukuk bürokrasisi ve ordudaki vesayetçi çevreler adeta paslaşarak gol atmak istiyorlardı. Neyse ki olmadı. Olmadı ama mitinglere yoklama alınan askeri lojmanlar, kürsüde “ne şeriat ne darbe” diyen Türkan Saylan’ın konuşmasının kesilmesi, “Ordu Göreve” pankartları tarihe geçti ve tabii ki mitingleri düzenleyenlerin sonraki dönemlerde CHP’de aldığı milletvekillikleri de.

2013 ve Sonrası

Adeta elindeki bir tuzlukla 27 Mayıs öncesi öğrenci olaylarına, 2007’de Cumhuriyet Mitingleri’ne koşan CHP, bu defa Gezi Parkı’nda sahne alıyor, her türlü desteği veriyor, birkaç defa parti bayrağıyla alana gidiyor, belediye başkanları vasıtasıyla hareketi yurda yaymaya çalışıyor. Akademisyen kanadıysa final erteleyerek, öğrencilerini peşine takıp giderek “buradayım” demeye çalışıyor.

2013 sonunda 17-25 Aralık yargı kumpasında, yakın zaman kadar (güya) kanlı bıçaklı olduğu FETÖ ile açıktan iş tutmaya başlıyor, FETÖ’cü kurum ve şirketlerin adeta önünde yatarak bu ittifakı resmîleştiriyordu.

Ve son sahne: 15 Temmuz gecesi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”darbe olursa üzerine ben çıkarım” dediği tankların önünden seğirtip (en iyi niyetli yaklaşımla) Bakırköy’de bir apartman dairesinde “bekle-görcülük” oynuyor.

Bugün

Önce bir araştırma sonucu verelim. Aradan geçen bunca seneye rağmen, devlet memurları arasında CHP’li oranı, CHP’nin genel seçim oy oranından 10 puan fazla; AKPartili oranıysa AKParti’nin genel seçim oy oranından 10 puan geride. (Kaynak: Mustafa Şen-GENAR). Yani bürokraside hâlâ CHP’nin ağırlığı var ve AKParti’nin devlet memuru istihdam politikası öyle “tarafgir” filan değil (istese bunca yıldır kökünü kazırdı, kazımamış).  

Bünyesinden, geçmişinde misyonu CHP’nin önünü açmak olan, cunta ve benzeri yapıları tasfiye eden ve etmekte olan TSK’nın aslî vazifesine dönmesi ve onu da hakkını vererek yapması CHP’ye hafakanları musallat etmeye yetiyor. Yani Ordu’dan artık o vesayete yeşil ışık yok. Aynı şekilde Yargı da eskisi gibi değil ve CHP’den talimat beklemiyor. Hal böyle olunca geriye akademi ve üniversite gençliği, bir de yeni müttefikler kalıyor. 

Rektör ataması sonrasındaki olaylarla gündeme gelen Boğaziçi Üniversitesi’nin önüne, peşine kattığı, örgüt mensuplarıyla gelen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, üniversite avlularının artık eskisi gibi, kendileri için birer yolgeçen hanı olmadığını görünce CHP’nin gardı iyice düştü. CHP’den, Muharrem İnce kaynaklı istifaların da başladığı şu dönemde, elde tek yol olarak yeni müttefikler bulmak kalıyor.

Kendisi hariç herkesle arası geçmişte bozulmuş, ülkede kendinden gayrı “dövmediği” kesim kalmamış bir parti olan CHP, işte o geçmişte çektirdiği kişilerden bugün medet umar hale geldi. Davete icabet edeceklerin Stockholm Sendromu’na duçar olup olmadığı bir yana partinin, ömrünü uzatmak için yaptığı bu canhıraş hareketler onun tükenişini iyice hızlandıracak. Kopacak kızılca kıyameti şimdiden duyar gibi değil miyiz?  

10 Mar 2021 - 22:15 - Perde Arkası --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak T54 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan T54 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler T54 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı T54 değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sizce okullar açılmalı mı?